in

Döngü

Ankara’nın ayazı başlamış mevsim yerini güze bırakırken. Yapraklar dallarına elveda diyerek toprağa kavuşuyorlar. Esen yel yüzüme dokunurken Güneş batıyor ve Ay doğuyor birbirlerine hasretle. Güneşin terkettiği topraklarda tüm o karartılara bakıyorum. Hayaller meydanda cirit atarken insanlar yataklarına saklanıyor. Şehrin suni ışıkları kocaman bir oyun parkı. Tüm caddeler durulurken evlerden rüyalar akıyor sokaklara. Boşluğun içindeki kalabalığı görmelisiniz, her yer cümbüş, her yer şamata. Zihnim tüm sokakları arşınlıyor merakla. Atlıkarıncada dönen tüm o ruhlar… Sevdiklerine kavuşanlar… Korkuyla kaçanlar… O sessiz uğultu… O hayaller… O zaman anlıyorsunuz aslında aydınlığın neleri sakladığını. Aslında hayallerin egemenliği gece başlıyormuş da biz güneşe aldanıyormuşuz. En edebi aşık Ay’mış da karanlığı tüm o hayallere yuva yapmış. Güneş’se gerçekliği sermiş yeryüzüne. Peki ya vuslat vakti? Güneş ve Ay iki uçtan bakıyor birbirine. Gerçeklik ve hayalin kesişimi… Her şeyin durduğu o an… Kavuşmayı ve vedayı izliyorum o turunculukta, mavilikte. Hayaller yerini gerçekliğe bırakırken ya da gerçekler hayallere yer açarken bedenim hipnotize olmuşçasına göğe dalıyor. Bir anda hissedilen bir sonsuzluk… Durulan ruhum vuslata ve ayrılığa şahit. Peki ya sonra? Başka bir gün ,başka bir vuslat, başka bir gece ve bir başka vuslat…

Ne düşünüyorsun ?

0 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Kaldırım Serçesi: Edith Piaf’ın Zorlu Fakat Unutulmaz Yaşam Hikayesi

Benlikler Silsilesi