in

Bir Ayçiçeği Portresi

*Kardeşime ithafen.

Vincent Williem van Gogh, sanatı, hayatı ve ruhuyla ilham veren, iz bırakmış bir sanatçı. En sevdiğim çalışması, 1888’de dünyaya getirdiği Ayçiçekleri serisinden bir parçadır. Tabloda vazoda on iki birbirinden güzel ayçiçeği resmedilmiştir, hepsi tıpatıp benzerken, bir kaç bakış sonrası artık birbirine benzemeyen on iki ayçiçeği. Bir zamanlar düşümde bu tabloyla ilgili bir olay örgüsüne şahit olmuştum, vazodaki bir ayçiçeğiyle şahsen tanışıyorduk, ne konuştuğumuzu, nasıl bir ayçiçeği olduğunu, daha doğrusu hangi ayçiçeği olduğunu tam olarak kestiremiyorum doğrusu, fakat bende bıraktığı duygulardan bazıları dün gibi hatrımdadır. İşte biz tanıştıktan bir süre sonra, günlük güneşlik bir günde yağmur yağmaya başlıyordu, ama ne yağmur, ıslandığımı, sırılsıklam olduğumu hatırlıyorum. En garibi ise beni ıslatan yağmurun üzerimde sarı siyah boya izleri bıraktığını, ıslandıkça canımın yandığını, paramparça olduğumu hatırlıyorum, hatırlamak ne kelime bahsi geçtiği şu saniyeler dahi hisseder gibiyim, o zaman ki kadar ağır vurmuyor belki ama vuracak, biliyorum. Tuhaf olsada yağmur damlalarının gökten geldiğini hatırlamıyorum, hatta damla hissettiğimi de hatırlamıyorum üstüme düşen. Yukarıda güneşin herzamankinden kat be kat daha parlak olduğunu hatırlıyorum, ben altında ıslanırken güneş beni kurtarmaya çalışırcasına daha da ateşli, daha sarı, daha güçlü parlıyordu sanki. En son hatırladığım kısım buydu sanırım düşümün, gerisinde uyanmış olmalıyım ki anımsamıyorum bir devamını. Ama öyle olmalı ki şu günlerde aklım yerinde değil, rüya ve gerçeği birbirinden ayırt edemez oldum, geçenlerde, kısa bir süre önce, bir ayçiçeğiyle rastlaştım, bir değil, tam on iki tane. Biri dikkatimi daha çok çekti, gittim tanışmak istedim, benimle konuşmuyordu, yüzü bana dönüktü, ama aslında değildi de. Ama bu beni durdurmaya yetmedi tabikide, denedim onunla konuşmayı, hala denerim ara sıra, tanımaya çalışıyorum Ayçiçeği’ni. Tanıdıkça gördüm neden dikkatimi onun çektiğini. Hani güneşe döner ya ayçiçekleri her sabah, bu öyle bir ayçiçeğiymiş ki, her gülüşünde güneş ona dönermiş, oysa Ayçiçeği hala kendini bırakmazmış güneşin sıcaklığına, mış-miş dediğimi bakmayın, kaç kez şahit oldum güneşin ona dönüşüne, Ayçiçeği’ninse aldırmayışına güneşe. Van Gogh’un sarı boya üzerine yüklediği umut ve inançtan olsa gerek ki sarı yaprakları mutluluk saçarmış etrafına bu çiçeğin, bende fark ettim, hissettim kendimce. Ama dediğim gibi yalnızca etrafına, içindeki koyu boyanmış kısım hiç sarı içermezmiş, miş diyorum çünki görmedim gözlerimle, ama kalbim görmüş ki varmış içinde o sıyahlığın sarı bir kaç darbe, ruhum görmüş ki yalnızca bir kaç sarı darbe mi gözünüze çarpan, orada ne renkler var daha adı konmamış, tarif edemeyeceğiniz kadar güzel. Belki de Van Gogh sırrını o sıyahlığın içine gizlemiştir, kim bilebilir, değil mi? Ah o Ayçiçeği, öyle güzeldi ki, tüm diğer çiçekler, vazonun kendisi dahi imrenirdi ona, ama ne fayda. O Ayçiçeği ne güneşleri alt üst etmişi, ne dünyaları yenmişti lakin bilmiyordu hala, sıyahlığın içini. Ah, tekrar yağmur başladı, fakat güneş parlıyor. Bir süre geçti, bu süre içinde üzerimde sarı boyalar ve acı veren ıslaklık var. Baktım her köşeye ve gördüm en sonunda, Ayçiçeği ağlıyor. Öyle bir ağlamak, melekler nasıl ağlarlarsa öyle, ama hatrımda değil, unutturuyor demek, belkide hiç göstermiyor Ayçiçeği gözyaşlarını, öyle sert akıyor ki içine, tablo sırılsıktam, ne kadar uzun süredir varsa bu şiddet, tablo üzerine itfaiye hortumlarıyla su boşaltılıyormuşcasına ıslanıyor, ıslandıkça boyalar akıyor, birazı etrafa sıçrıyor. Üstümdeki sarı acının nedeni buymuş demek. Ayçiçeği akıttıkça akıtıyor tablodaki boyaları, içten içe parçalanan Ayçiçeği artık bütün tabloyu  yok edercesine akıtıyor boyaları, sarının akışı çok acı, hem içe hem dışa. Ayçiçeği’ne dönmüş güneş ateşleniyor, gittikçe daha fazla yanıyor, ısısı kendine zarar veriyor, yüzeyinde patlamalar meydana geliyor, göze alıyor Ayçiçeği için, değmez mi ki? Hemde nasıl değer bir bilseniz. Bir yerden sonra güneş görüyor ki ısısı Ayçiçeği’ne de zarar veriyor, denemekten vaz geçmeli mi, geri mi çekildi? Hatırlayamıyorum, sanırım gerisi yok bende uyanmış mıyım bilmiyorum. Kafam yerinde değil son günlerde düş ile hakikati ayırt edemez oldum. Yo Hayır, eminim, Ayçiçeği hakikatti. Çünki bir kaç şey hala içimde onunla ilgili ve bir kaç şey de hatrımda. Hala o sarı rengi ve sıyahlığındaki renk cümbüşünün bana verdiği hissi hissederim içimde, eski bir dost gibi, yolun sonuna kadar. Ve hala her kayboluşumda Ayçiçeği’ne dönerim yüzümü, kalbimi ve ruhumu, nasıl güneş ona dönüyorduysa bulmak için, bende ona dönerim her seferinde hala ve sonsuza kadar. Bir de aklımda dediği şeylerden biri kaldı Ayçiçeği’nin, bir keresinde bana sormuştu, “Vazoda benden başka tam on bir tane ayçiçeği var, daha birsürü ayçiçeğiyle tanışacaksın, zamanın var, neden benle harcıyorsun kalbini?” Ah ama o bilmiyordu ki, tablonun sahibi, Vincent Williem van Gogh, tabloyu sadece ve birtek bizim Ayçiçeği hatrına portre etmişti….

Ne düşünüyorsun ?

0 puan
Artı oy Eksi oy

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

Benim Adım Kırmızı yahut Bir Oryantalistin Malihülyası

Kendine Dönüş