in

İçimdeki Ses

 

 

 

 

 

 

 

Daha önce de izlemiştim ama dikkatimi çekmemişti.

Geçen gün denk geldiğim o sahnede şöyle diyordu Engin GÜNAYDIN: “Yalnızlık veba gibi bulaşıcı, gittikçe çoğalır.” Birkaç defa tekrarladım içimden.

Modern zamanların  ölümcül salgını yalnızlık. Her insan bir ülke ve her insan kendi ülkesinde ne kadar kalabalık olursa olsun biraz yalnız. Bu bazen tercih meselesidir bazen de tercihsizlik.

Yalnız insan mutsuz insan demek çok doğru değildir. Kalabalıklardan yorgun düşmüşsündür yalnızken huzurlusundur. Ama nereye kadar? Hani derler ya ilaçla zehir arasında ki fark aldığın dozdur. Yalnızlık bir yerden sonra yorar insanı. Aklıma Steinbeck ’in şu cümlesi geldi: “ Kimsesi yoksa delirir insan… İnan bana insan fazla yalnız kaldı mı hastalanır.” Haklılık payı var değil mi? Bakın huzurevleri (içinde huzur kelimesi geçen ama pek de huzur olamayan yer) yalnız insanlarla doludur ve çoğu adli tıp raporlarında geçtiği gibi hastalıktan ve yaşlılıktan değil yalnızlıktan ölür.

İçim(iz)deki ses susmuyor, çoğu zaman uyutmuyor. İçi susmayanın dışı konuşmaz, gözleri çığlık çığlığa bağırır aslında da kimse duymaz. Yalnızlık bulaşıcı bir hastalık tepeden tırnağa ele geçirir insanı. Bir Farsça ezgi kanatır tüm hücrelerini.

Bir sağanak yağmur gibi yalnızlık dinmesini beklersin. Leyla ile Mecnun’da beklemek ile ilgili şöyle diyordu: “Ki beklemek en korkunç halidir yaşamın.” Beklemek zor, yalnızlık zor, ümitvar olmak zor ama hep bir umudumuz var. “O gemi bir gün gelecek.”

Her yalnızın bir yanı çöl, bir yanı deniz. Hikayemizin yettiği kadar bekleriz, yetmediği yerde son perde der gideriz.

Ne düşünüyorsun ?

3 puan
Artı oy Eksi oy

Hep Sonra

Kimsin sen?