in ,

Boşnak Kızı

Atlar geçiyor, ben izliyorum penceremden. Yaşar Kemal’in bir sözü çınlıyor kulaklarımda: ‘’ O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler.’’ Atları görünce hep Yaşar Kemal gibi betimlemeler yapmak gelir içimden. Ben de isterdim bu ilham kaynağım atları sayfalarca anlatabilmeyi. Karın ağrım; gördüğüm bu güzellikleri kaleme dökerken, basitleştirme korkumdan. Bu atlara ve bu pencereye geldiğim ilk günleri düşünüyorum. Mutlu küçük bir kızın kanadı kırık bir yetişkine dönüştüğü günlerden hemen sonraydı. Hayatımda ilk defa kendimi yapayalnız hissediyordum. Zamanla yaraların nasıl kapandığını göreceğimi bilmiyordum. Atlar geçiyor ve ben o atların sahiplerine nasıl özeniyorum bir bilseniz. Her seferinde keşke diyorum, keşke o atin üzerindeki ben olsam. Sonra bir gün gerçekten binersem ne kadar korkacağımı düşünüyorum. Bu hep böyle. Mesela bir şeyler yazabilmek için en büyük ilhamım atlar ve bahçemdeki ıhlamur ağacı. Penceremden onlara baktıkça dayanılmaz bir yazma isteğiyle doluyorum; ama aslında istediğim şiir yazmak, sadece dizelerimin beğenilmemesinden korkuyorum. Böylece dizelerim daha yazılmadan uçup gidiyor. Maymun iştahlı olmakla anılırım çoğu zaman. Daldan dala koşarken bir gün dalın birini kırıp yere düşeceğim ve ben düştüğüme değil dalı kırdığıma üzüleceğim. Genelde olması gerekeni yapmak olmaması gerekenmiş gibi gelir bana. Ya zaaflarıma hep yenik düştüğümden ya da o güzel ıhlamur ağacının yaza veda ederken dökülen sarı çiçekleriyle bir yerlere savrulmak istediğimden bu serzenişlerim. Aynı gökyüzünün altında göğün farklı maviliklerini keşfedelim. Mavinin tonlarını ezberlemek olsun ödevimiz, ben gözümü yumayım her akşam başka kayan yıldıza. Atlar geçiyor ve ben yaralarımı düşünüyorum. Bu pencereden öyle çok acı gördüm ki -sadece atları değil- kendi yaralarımı küçümsemeye başladım. Burada anladım ki her hikâye anlatıldığı kadar acıklıdır ve siz benim hikâyemi bilmiyorsunuz; ama 18’inde bu memlekete isçi olarak gelmiş, 20’sinde anne olmuş Boşnak kızının hikâyesinden bahsedebilirim. 40’inda dilini konuştuğu topraklardaki savaşa gurbetten şahit oldu, özledi, korktu. 60’inda kanser oldu. Korkuyor ölmekten çünkü geçmişi acılarla dolu. Bir geleceği olduğuna inanmıyor -belki de yok- ama benim hikâyemi bilmiyorsunuz çünkü ben kanatlarımı taktım uçuyorum geleceğe doğru. Ve benim kanatlarımı takıp ilk uçtuğum gün ilk yalnız kaldığım gündür. Bu pencereye ve atlara geldim sonra. İlk başta artık hiçbir şeyden korkmuyorum dedim. Yalnız kaldıktan sonra insanın korkacak neyi kalır ki? Zamanla yeniden korkmaya başladım. Korkuyorum! Sonunu bilmiyorum bu yüzden korkuyorum ve hissediyorum yaşadığımı korktukça ve duydukça atların ayak seslerini.

DENİZ GÜVEN

Ne düşünüyorsun ?

23 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Hiç

George Orwell – 1984 / 25 Alıntı