in , ,

“Milena, yardım et bana. Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla!”

Ah bu zavallı insanın içindeki anlatma dürtüsü… Başımıza ne gelse sorumlusu o! (Çok iddialı bir cümle oldu ama düşününce bana hak vereceğinizi umuyorum) Tutamadığımız sırlar, başımızdan geçenler, gerekli gereksiz her şey… Hep bir anlatma hissine muhtaç. Anlatmamak mı çözüm? İçine atıp, olanı biteni içinde yaşamak mı iyi, bilemiyorum. Psikologlara göre en kötüsü bu: içine atmak. Basit gibi görünse de uzun vadede sonuçları ağır olabilir diyorlar.

Peki ya tam tersi; her şeyi anlatmak. Daha mı sağlıklı? Olanı biteni, olacakları, olamayacakları belki de hiç olmamışları…

Anlaşılıp anlaşılmadığını umursamadan sürekli anlatmak mümkün mü? Kimisine göre mümkün. Hem de fazlasıyla. Özellikle günümüzde bunun için onca imkan varken, onca insana rahatlıkla ulaşabiliyorken…

Ama neden yapıyoruz bunu? Twitter, Tumblr, kişisel bloglarımız vs. Farklı mecralarda sürekli bir şeyler anlatıyor, sürekli yorum yapıyoruz. Bazen derdimizi anlatıyoruz bazen bir konuda düşüncelerimizi görünür kılıyoruz bazen de üstümüze hiç vazife olmayan konulara burnumuzu sokuyoruz. Neden?

Anlaşılmak için mi bunca çaba? Fark edilmek için mi? Yalnız hissetmemek için mi?

Diyebilirsin ki sen neden buradasın?

Söyleyeyim

Bu evrensel telaşın nedenini anlamak, sorularıma yanıt bulmak için…

Ne düşünüyorsun ?

0 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Başkasına yazılmış şiir

Grace (1994)