in ,

Irio’ya

Kamu spotu:

-Gerçeklerle alakası vardır. Benzetmeler kullanılmıştır. Hikaye sonun içinde sonsuzluğu barındırır.

‘Muhteşem uçurumlardan tutta binbir gece masallarıyla kapışacak garip bir varlıktır hayat. Olmadık zamanlarda senin yalpalamanı sağlar. Başını döndürür. Aklını bulandırır. Seni dünyanın rutininden sıyırır muhteşem bir hikayeye fırlatır. Sonra canı isterse eğer sen ne olduğunu anlamadan o hikayeden de alıp bir cehennemin ortasına bırakıverir seni. 

Ve yüzüne tokat gibi çarpar.

” Yapmam deme yaparsın, olmaz deme olmasa bile yoluna olmadan devam edersin.” ‘

Bu hikayenin başına, en başına gidelim usulca. Normal günün sıradan bir akşamıydı. Zaten her şey o akşam başladı.  Tesadüfen görmüştüm seni o sokakta. Doğum gününü kutlamış, arkadaşlarınla eğlenerek geçiyordun yanımdan. Ve ben de usulca yanına yaklaşıp doğum günün kutlu olsun dedim sana. Sadece doğum gününü kutladım. Sen de bunu bekliyormuşçasına teşekkür ettin, rica ettim. Gel zaman git zamaaan. O sokakta karşılaşır olduk hep. Hem gece hem gündüz. Günaydınlar, iyi geceler, tebessümler kısacası güzel olan her şey… Sonra başka bir sokakta gördüm seni.  O tüm ihtişamınla geldin. Yalan söyleyemeyeceğim. Başımı döndürmeye, aklımı bulandırmaya başlamıştın.

Sana bakınca içimde oluşan tarifsiz hisle, zihnime kazdığım yüzünü her aklıma getirişimde kendiliğinden oluşan tebessümle, anneannemin “yatmadan önce ettiğin dua kabul olur evladım” sözüyle her gece yatmadan önce duamın bütününde sana yer verirken fark ettim ki gönlüm sana inceden tutulmuş. Fakat, hayır! Bunu yapamazdın. Ben bunu yapamazdım. Savaş açtım sana. Geçtiğin sokakları ateşe verdim. Ve en büyük kaybım senin bundan haberinin olmamasıydı. Ama nasıl söylerdim sana? Geçtiğin sokağı yakan bendim, gönlüm sana inceden yanık diye. Affeyle o kadar yüzüm yoktu.

Bozuk gramafon gibi sadece bir kareyi sürekli zihnimde canlandırır hale geldim;

O sokak.

O iki lambanın birleşip aydınlattığı yer.

O mutlu oluşunu belli eden yüzünün her zerresi.

Sol yanağındaki gamzen.

Gülünce kısılan gözlerin.

Aklıma geldikçe aklımı bulandıran gülüşün.

Yanına yaklaşıp doğum gününü kutlayışım.

Sahi nereden cüret etmiştim? Layık bile olmayabilirdim hatta sana.

Nereden tanışıyorduk da bunu söylemeye yüz bulmuştum kendimde?

Zihinim tüm sınırlarını zorlamaya başlamıştım. Nereden tanıştığımız hakkında en ufak bir iz yoktu. Hayalet gibiydin aklımda. Bi başlangıcın yoktu. Ortası vardı, sonu da olsun istemiyordum hani. Fakat başı? Bu hikayenin başı neredeydi?

Aşuka otu gibiydin. Sardın sarpaladın. Bundan senin bile haberin olmadı belki. Ki benim bile sonradan haberim olmuştu. Senin nasıl haberin olacaktı? Yavaş yavaş öldürmeye başladın. Fark etmedin. Zira o sıra kendimle savaş halindeydim. Ben seni değil olmayanı bekliyordum sevgili. Varlığını bile bilmediğim birisini. Bunu sana nasıl anlatırım bilmem. Olmayan bir şeyi sevdiğimi nasıl anlatırım? Hem ruhumuzdaki yaraları bile öğrenmeden gelmiştik birbirimize. Hangi yaralara merhem olacağımızı bilmeden mey olmuştuk. Sadece sarhoştuk.

Bir gün yine o sokaktan geçtim. Var ol istedim. Yine karşılaşırız belki dedim. Yoktun. Başka sokakta bambaşka birisiyle karşılaştın. Farklıydı değil mi senin için o.  Ertesi gün yine geçtim o sokaktan. Yine yoktun. Ben o sokaktan el ele geçmeyi hayal ederken sen başka sokakta tanımadığım birisiyle yakınlaştın. İçim yangındı. O sokak yangın yeriydi. Sokak lambası artık yanmıyordu.

Sen geçtiğin zaman ben olmadım bu sefer. Hayat birleştirdiği yerden usulca kesiyordu ipi. Ve biz buna müsaade ediyorduk. Ya da ben abartmaya başlamıştım. Çünkü ben sana umut bağlamıştım ve bağlanmıştım. Sana dair güzel olan her şey birer yıldıza dönüşmüştü. Ve senin umurunda bile değildi değil mi?

Uzaklaştığını hissettiğim her an çılgına döndüm. Lambaları sönen sokağın yıldızlarını da sildim gökyüzünden.

Gerçekler yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Ben seni sevmiştim. Yaralarını bilmediğim adamı sevmiştim. Böyle bir şey mümkün değilken hem de. Sevmem derken tüm hayallerimi sana bağlamıştım. Sokağımı sana adamıştım. Aklım, fikrim sen olmuştu. Çok sevdim diyemem sevgilim. Ama sevdim. Sevdiğim için çok gözyaşı döktüm.

Bu hikayede tek suçlu ben değildim elbet. Zira bana “Bildiğim şehri unutturdun.” diyende ” Erkenden gitmek yok bu dünyadan. İleride yaşayacağımız günler var.” diyende sendin. Ve söylesene, bana bu vaatleri önüme altın tepside sunup, sözleri verirken çekip gitmek yakışır mıydı?

Söylesene tek suçlusu ben miydim bu hikayenin?

Ah sevgilim inancımızı kaybetmeye başlarken o sokakta bizimle heyecanını kaybetmişti. Ne lambaları yanıyordu ne de yıldızları kalmıştı. Eh biz de geçmez olmuştuk artık. İki yabancıdan farkımız da kalmamıştı hani.

Hatırlar mısın? O son günü. Haziranın son pazarını. Sende olan emanetimi alacaktım. Uzaktan görmüştüm seni. Elinde bir dal sigara, bekliyordun beni. Geldim, emanetimi aldım ve vedalaşmadan onca günleri hiçe sayıp gittin. Görüşmek üzere dedin. Görüşmek üzere. Neydi bu şimdi? Kimi kandırıyorduk? Ne ben çocuktum ne de sen verdiğin sözü tutacak kadar adam. Sen mükemmeldin. Ve mükemmel bir adam mükemmel bir kadınla olamazdı. Bende kendime göre mükemmeldim. Belki de bu yüzden olamamıştık. Sağlık…

Her neyse. Ayaklarımın titrediğini, yüreğimin alev alev yandığını, yarım kalmış hikayenin acısını, sensizliği o sıra fark ettim. Zira seninleyken transa girmiş gibi hiç bir şey düşünemiyordum. Arkama dönüp sana bakmak aklıma bile gelmemişti.

O gün bitecekti bu hikaye. Lakin bitmedi işte. Sonu maalesef yok. Buraya güzel veyahut kötü bir son yazmak isterdim. Ama ne yazarsam yazayım sonu gelmeyecek. Çünkü her şeyde sen varsın. Ne yaparsam yapayım, ne yaşarsam yaşayayım içinde bir parça sen varsın.

Sonu olmayan sonsuzluğa, şerefe…

Ne düşünüyorsun ?

6 puan
Artı oy Eksi oy

Anneme Dair

İtiraf