in ,

Uzun Bir Yol Hikâyesi

Bir yol buldum kendime. Bu yolda karşıma çok fazla şey çıktı. Bazıları gülümsetebilirken bazısı da dehşet içinde bırakabildi beni. Karşılaştığım ilk şey kararsızlıktı. Yola çıkıp çıkmamam gerektiğini düşünürken hemen yanı başımdaydı ve fazlasıyla can sıkıcı bir ifadeye sahipti. O ifade öyle bir ifadeydi ki karar veremeyeceğimden eminmiş gibi alay ediyordu benimle. Ondan kurtulmak zor oldu. Ama o karşımda ısrarla dikilirken bu korkunç görüntüye daha fazla katlanamayacağımı fark etmemi de o sağladı ve ben de o uzun yolda yürümeye başladım. En başta sonu olmayan dümdüz bir yol gibi görünüyordu ama kısa bir süre yürüdükten sonra karşıma bir yol ayrımı çıktı. İki tarafa da şöyle uzunca bir süre baktım. Yollardan biri pürüzsüz, yokuşsuz ve güneşli görünüyordu. Diğerinde ise hava kapalıydı üstelik yol da çamur içindeydi. Orada yürümek zor olacak gibi görünüyordu. Fakat ikisinin de ilerisi pek seçilmiyordu.

Ben ne yapacağım hakkında düşüncelere dalmışken yol ayrımının tam ortasında kararsızlığın yavaş yavaş tekrar belirmeye başladığını fark ettim. Tamamen belirmesine fırsat vermeden, düşüncesizce kendimi yolların birine atıverdim ve atar atmaz da çamura saplanmam bir oldu. Hemen geri dönmek istedim ama yol buna izin vermedi. Bir süre çamur içinde yürüdüm. Yürürken yanımda sabırsızlık vardı. Yanıma ne zaman geldi, nasıl geldi hala anlayamasam da oradaydı ve sürekli yolun bir türlü bitmediğinden şikâyet edip duruyordu. Onu dikkate almamak için elimden geleni yapıyordum fakat bir süre sonra içimden ‘artık bu kadarı yeter’ düşüncesi geçti. Önce durdum, onun yüzüne bakmak için ona döndüm. Gözlerinde ısrar vardı. Sanki ‘hadi söyle, hadi söyle’ diyordu. O an onun kazanmasına fırsat vermek istemedim. Hemen önüme döndüm ve yürümeye devam ettim. O sırada diğer tarafımdan biri koluma girdi. Onun da hırs olduğunu tahmin ediyorum. Bakışları keskindi, yüzünde güçlü bir tebessüm vardı. Yürüyüşümü hızlandırmıştı ve bakışları ufka doğru, sabitti. Onunla yürüyüşün nasıl geçtiğini anlayamadan çamurlu yolun bittiğini fark ettiğimde hırs da artık yanımda değildi. İlerisi güneşliydi. Yürüdükçe etrafımdaki çiçek sayısı çoğalıyor, renkleri çeşitleniyordu. Gökyüzü mavisini git gide güzel bir tona bürüyor, güneş daha bir parlıyordu. Aynı anda tatlı tatlı kahkahalar duymaya başladım. Merak edip adımlarımı hızlandırdım. Biraz ileride bir çocuk gördüm. Elinde kâğıttan bir uçak vardı. Keyifle onu bir o yana bir bu yana uçuruyor ve etrafa gülücükler saçıyordu. O sesi bir duysaydınız tek başına neredeyse beş kişilik kahkahayı atabiliyordu. Beni gördü. Koşarak elinde uçağıyla bana doğru geldi ve uçağını etrafımda uçurmaya başladı. Onu takip ederken ben de kendimi bir kahkaha selinin içinde buluverdim. Evet, bu güzel çocuk mutluluktu, anlamıştım. O an içimden ‘tamam işte her şey çok güzel olacak, bu yolun devamı kötü olamayacak kadar güzel artık’ dedim. Sonra bir anda gök gürlemeye başladı. Mutluluğun yanında simsiyah giyinmiş, sert ve aynı zamanda korkutucu bakışlara sahip biri belirdi. O küçük içi kahkaha dolu çocuğu boynunun arkasından yakalayıp uçağını elinden aldı. O an mutluluk kas katı kesildi sanki. Gözleri donuklaştı ve yavaş yavaş silinerek gözlerimin önünde kayboldu. Ben de o karanlık şeyle baş başa kaldım. Göz göze gelmek şimdiye kadar başıma gelmiş en ürkütücü şeydi. Her şey güzel olacak tezim anında çürümüştü ve bu yolun geri dönmeme izin vermeyeceğini biliyordum. Hızlı hızlı yürümeye başladım, hatta koşmaya. O karanlık şeyle bir daha göz göze gelmemek için nefes bile almadan koştum. O şey kötülüktü, beni bunca korkutmasına şaşmamalıydı. Bir süre arkamdan o da koştu, nefesini hemen ensemde hissediyordum ama sonra atmosferin yavaş yavaş hafiflediğini fark ettim. Yanımda huzursuzluk belirdi. Dalga geçen bir kahkaha işitmeye başladım hemen ardından. Huzursuzluğun biraz arkasında kibir vardı, koluna da aşağılık duygusu girmişti. Birlik olmuş kötülükten nasıl korkup kaçtığımla ilgili konuşuyor, kulak tırmalayıcı kahkahalar atıyorlardı. Huzursuzluğa kaydı bakışlarım; gözlerini kapatmıştı, kulaklarını da öyle. Dokunsanız ağlayacakmış gibi bir görüntüye sahipti, omuzlarını da düşürmüştü. Elimi ona uzattım. Hırs elimi havada yakalayıp tuttu. Güçlü ve parlak bakışlar ihtiyacım olan şeymiş gibi kendime geldim. Ben de o enerjiyle boşta kalan elimle tuttum huzursuzluğun elinden. Arkama bakmadan o itici kahkahaları duymadan ilerlemeye başladım. Sesler tamamen kaybolduğunda avucumla kavradığım şeyin buharlaşırmış gibi elimin içinden kaybolduğunu hissettim. Huzursuzluk kayboluyordu. Ona gülümseyip el salladım. Onun bana cevap verebilmek için yeterli vakti kalmamıştı.  Ben de yürümeye devam ettim. Sonrasında uzun bir süre yalnızdım. Yalnız olmaktan endişelenmeye başlayacak kadar yalnız. Yalnızlığın bir surete bürünmesini yanımda durmasını bekleyemezdim, bir süre daha yürüdüğümde bunu fark etmiştim. Düşüncelerimin tam da ortasında bir hırlama sesi duymaya başladım. Sese yaklaşmak için kendimi cesaretin kollarına atmam gerekti çünkü ses ‘şuan birine saldırıyorum’ der gibiydi. Çok geçmeden o sesi sinirli bir köpeğin çıkardığını gördüm. Birinin koluna dişlerini geçirmiş onu sarsıyordu. Köpeğin bacağına dikenli teller dolanmıştı. Kolunu ısırdığı kişi ise köpekten kurtulmaya çalışmak yerine onu dikenli tellerden kurtarmaya çalışıyordu. Bu iyilik miydi? Öyle görünüyordu. Teller gevşedikçe köpek sakinleşti, iyiliğin kolunu bırakmamıştı fakat artık sarsmıyordu. Tellerden tamamen kurtulduğunda ise geri çekilip çekingen bakışlarla baktı iyiliğe ve onu bir güzel yalayıp uzaklaştı. O sırada kısa bir süre mutluluk belirdi ve o şen kahkahayı bir kez daha duyma şansı yakaladım. Mutluluk kaybolduğunda iyilik de ayağa kalktı. Diğer eliyle yaralı koluna baskı uygulamaya başladı. Yan tarafımda bir şeylerin daha belirmeye başladığını hissettiğimde cesaret hala buradaydı ve şimdi de yanında gurur vardı. İyiliğe yönelttiği bakışları o kadar netti ki o bakışlara kapılıp gittiğimi ve iyiliğin gözlerinin içine aynı şekilde bakmaya başladığımı hemen fark edemedim. İkisi birlikte ona göz kırpıp yanımızdan ayrıldılar. İyilik ve ben baş başa kalmıştık. Onunla baş başa kalmak güzeldi. Bu duygudan hoşlanmıştım.   İlk konuşan o oldu. Sanki canı acımıyormuş gibi yüzü gülüyordu. ‘ Yolculuğun nasıldı? ‘ Bu cümleyi duyduğuma şaşırdım. Daha önce soran olmamıştı. Sesi kadife gibiydi. Güzel bir cevabı hak ediyordu. Bütün yolculuğumu anlattım. Beni sükûnetle, gülümsemesi yüzünde hiç solmadan dinledi. ‘Bana ulaşman zordu biliyorum çünkü benim her zaman yürümek zorunda olduğum yolu şimdi sen de kat ettin. Yoruldun, üzüldün, korktun, tıpkı benim gibi o yolda yaralandın.’ Bacağımda küçük bir kanama vardı. Bunu şimdi o söylediğinde fark etmiştim. Gözlerim iyiliğe döndüğünde o da o yaraya bakıyordu. Hüzünlü fakat umutlu bir bakıştı bu. ‘Ama bak artık yanında huzur da var. Her şeye değdi’ dediğinde elimde onun elini hissettim. Huzurun elini. Diğer elimi de iyilik tuttu. İkisi de bana gülümsüyordu. Bu anı uzatmak istedim. Daha önce hiç hissetmediğim kadar güçlü bir his vardı içimde. Bir kahkaha döküldü dudaklarımdan. Aynı o küçük çocuğun ki gibiydi. Kendisi yoktu ama o şen kahkahası ta içimden geliyordu.

Ne düşünüyorsun ?

10 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Genel Kültür Testi – 3

Sevgi