in ,

Mutlak Özgürlük

Din, dil, gibi bir çok etmen insanları birbirinden ayırır. Farklılaşırız. Hiçbirimiz doğduğumuz an ki gibi değiliz. John Lock’un dediği gibi “Zihnimiz boş bir levhadır.” Kişi o boş levhayı kendisi doldurur. Gözlemleri, sezgileri, araştırmaları ona yardımcı olur. Sonrasında inançlarımız, düşüncelerimiz, fikirlerimiz ve deneyimlerimiz bizi biz yapar.

Zihnimizde yarattıklarımızı dile getirmeye başlarız. Bence en zor kısım budur. Özgürce düşündüklerimizi özgürce dile getirebilmek. Ateistsem bir Müslüman tarafından yargılanmam olasıdır. Birçok kalıba sokarlar beni. Ahlaksızlıkla suçlarlar çoğu kez, görmeseler bile ahlaksız bir davranışımı. Ahlakın dinle varolduğunu sanırlar. Oysa bilmezler ki Tanrı konuşmasa da insan doğruya ulaşabilir. Bir kitap inmese de insanlar yanlışı doğruyu görebilir. Erdemli insan Tanrıya ve kitaba ihtiyaç duymaz. Aklıdır onun yoldaşı.
Toplum olarak farklılıklara açık olduğumuz söylenemez. Basmakalıp insanlar bekliyoruz hep. Artık öyle gözümüz dönmüş ki insanların cinsel eğilimine bile karışıyoruz. İnsanlara özgürce istediği cinsi sevebilme hakkı vermiyoruz. Çünkü bize göre yanlışsa başkasına doğru olamaz. Sığ düşünüyoruz. İfade edenlere karşı çıkmamız yetmiyor şiddete başvuruyoruz. Herkes bizim gibi olsun bizim gibi düşünsün istiyoruz. Böyle bir toplum baskısında özgürce neyi ifade edebiliriz ki? Önyargıları yıkmadıkça toplum baskısı daima bir kısıtlayıcı olarak kalacaktır.
Saygıyı, hoşgörüyü aşılamak yerine her geçen gün saldırmayı aşılıyoruz. Kendi doğrularımıza körü körüne öyle bağlıyız ki başkalarının doğrularına saygı göstermeyi bırak bunu ifade etmesine bile izin vermiyoruz. Çıkıp özgürce konuşanları da dört duvar arasına hapsediyoruz. Neden bu korku? Neden bu kabullenememe? Aklın yolu daima bir mi olmalı?

Ne düşünüyorsun ?

0 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Sevgisizliğe Karşı Devrim

Eylül