in ,

Kelebek Ömürlü İki Şair Dost: Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur

Bir otobüs yolculuğunda sabahın 7’sinde tanıştım Muzaffer Tayyip ve Rüştü Onur’la.  Sıradan bir pazartesi sabahında İstanbul’un kargaşasında staja yetişmeye çalıştığım o günü diğer günlerden farklı kılan bana hediye edilen bir kitaptı sadece.

Şehrin gürültüsü yağmur damlaları altında ezilirken otobüs koltuğunda biraz daha yakından tanıdım onları, Üsküdar’a giden otobüs sanki Zonguldak’a doğru yola çıkmıştı.

O satırları okurken Rüştü ve Muzaffer kalbimi alıp paramparça etmişlerdi,satırlar ve dünya durmuş hıçkırarak ağlamamak için kendimi zor tutuyordum,otobüsten kendimi attığımda yağmura gizlenerek gözyaşlarımı onlar için akıttım.. Ben o sabah her gün gülerek indiğim otobüsten yorgun,gözyaşlı ve kalbi kırık bir biçimde indim.

Daha önce Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Usluyu tanıyor muydunuz ? Yoksa şuan benimle beraber, benim gibi tesadüfen mi tanışacaksınız onlarla? Şuan belki evinizde ,belki de bir vapurda ,salaş bir kafede ya da bir bankta oturuyorsunuz…Öyleyse Kelebek ömürlü iki şairle tanışmanızın tam sırası…

Hastalıkla ve yoksullukla geçen bir direniş hikayesi onlarınki.. 1922 yılında İstanbul’da gözlerini açıyor Muzaffer Tayyip, Arnavut bir babanın oğlu.. İstanbul’da doğmuş olmasına karşın İstanbullu şair diye anılmanın aksine,kısacık ömrünü geçirdiği ve bir şeyler bulduğu,bir şeyler kattığı, Zonguldak’ın şairi oluyor.  Lisedeyken Behçet Necatigil’in tutkulu ve istekli bir öğrencisi. Yüksek öğrenim için doğduğu şehir İstanbul’a sürüklüyor hayat onu,İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne..Tüm engellere karşı tutunmaya çalışıyor bölümüne ama tutunamıyor sağlık durumu ve maddi yetersizlikler onu evine,ömrünün kısacak zamanına şahit olmuş Zonguldak’a döndürüyor.

Arkadaşı Rüştü Onur’la yollarıysa Zonguldak’ta kesişiyor.

1920 yılında Zonguldak Devrek’de gözlerini açıyor Rüştü Onursa,köy öğretmeni bir babanın en büyük oğlu.18 yaşında vereme yakalandığı için öğrenimine 1 yıl ara veriyor. Geri döndüğündeyse toparlaması çok zor oluyor, okulu bu dönemde bırakıyor tam 19 yaşındayken.

18 yaşında yakalandığı veremse onun peşini hiç bırakmıyor. Hastalığının nüksettiği 1941 ve 1942 yıllarında hastalığı ve ağrısı iyice şiddetlenmiş, Heybeliada’da kaldığı sanatoryum yaşamının büyük bir kısmını oluşturmaktaydı.

Kendini en iyi ifade ettiği ve günümüzde ölümsüzlüğünü yakalamış şiirlerini de hastalığının nüksettiği bu yıllarda kaleme alıyor. Zonguldakta lise öğretmeni olan Behçet Necatigil ve yakın arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu ile beraber bu yıllarda Zonguldak’ın çeşitli dergi ve gazetelerinde şiirler kaleme alıyorlar.

muzaffer tayyip uslu ile ilgili görsel sonucu

Yazdığı şiirler ve yazılar Zonguldak’la bitmiyor , şiirleri martı olup İstanbul’a gidiyor tam olarak o dönemlerde çıkan  Değirmen mecmuasına..

Sağlığı bu yıllarda gittikçe kötüleşiyor,aldığı baskılar sonucunda da yolu İstanbul Heybeliada’da bulunan Sanatoryum’a düşüyor ve burada tedavi görüyor.

“Biz her gün sıtma geçiriyoruz,şiir sıtması.Daha doğrusu nöbet geliyor.” Rüştü onur mektuplarının birinde böyle yazıyordu.. Rüştü Onurun hayata bağlılığı bu satırlarda kendini belli ederken,diğer bir yandan hastalığı durumu zorlaştırıyordu.

Zonguldak seferlerini yapan Anafartalar vapurunda aşık olduğu kadınla;  Mediha Sessiz ile tanışıyor.

Kötülükler ve belalar Rüştü’nün peşini hiç bırakmıyor,daha birkaç ay olmuşken hastalık ansızın Rüştü Onur’un aşkı Mediha’yı  adeta sarmalıyor,hastalığı teşhis edilemeyince onun da yolu Sanatoryum’a düşüyor..

Bu zaman dilimini Turgut Uyar’ın yazdığı şu dizelerle özetleyebilirim:

“çünkü yaşamak gibiydi yaptığı
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü”

Mediha bir süre sonra taburcu edildi lakin hastalığı gittikçe kötüleşiyordu,teşhisi taburcu olduktan sonra konuldu ama çok geç kalınmıştı.Rüştü Onursa kendi hastalığını umursamıyor ve sevdiği kadını sarmalıyordu. Sanki bir şeylerin olacağı belliymiş gibi kısa bir sürede nişanlandılar.Sevdiği kadının Beşiktaş’ta şair Leyla Sokağındaki evine yerleştiler.Beraber bu süreçte, manavcılık yaptılar ve hayattan keyif alarak yaşamaya çalıştılar.. Bu dizeler kısacık hayatlarına şahit olmuş ve sembol haline gelmiş o sokak için kaleme alınmıştı.

Payıma düşen toprak parçası
Senin de payına düşer
Ayrılık gayrılık yok
Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
Daha gün
Karşı apartmanın balkonunda
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı’nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgahının başına
Ölüm içimde
Ölüm dışımda
Ölüm talihsiz aşımda
Ölüm kuru başımda
Teselli benim gözyaşımda

şair leyla sokağı ile ilgili görsel sonucu

Rüştü Onur’un kalbi umut doluydu, iyileşeceklerine dair inancı vardı lakin kısa bir süre geçmeden Mediha’sını kaybetti..

Bunun üzerine amansız hastalık Rüştü’yü avucunun içine aldı,hastalığı gittikçe arttı ve ağırlaştı. Beşiktaş’ta Şair Leyla sokağındaki evinde daha sadece 22 yaşındayken ciğerlerinden fazla kan gelmesiyle boğularak 22 yıllık türlü yoksulluk, sıkıntı, hastalık fakat inadına bir yaşam sevgisi ve şiirle dolu hayatını kaybetti .Bu dünyadan güzel bir aşk,genç ve iyi kalpli bir şair göçmüştü.

“elveda ey tanrım artık elveda
elveda kırkı içinde aşklarım.
elveda ey menekşe gözlü karım
ki yaşamakta uzak bir adada.

elveda ey hayat elveda dünya
elveda bahçesinden geçtiklerim.
elveda kahvesini içtiklerim
elveda yarım bıraktığım rüya.

elveda uzak dağlar arkasında
ey benim şarkımı söyliyen çocuk.
elveda bir ömür süren yolculuk
elveda ey kuş ki dallar arasında”

Çoğu şiirinde ölüm ve sitem var. Necati Cumalı ve Salah Birsel’e yazdığı mektuplar onun kırılgan ruh halini anlatmaya yetecek kadar hüzün dolu.

1940 yılı haziran ayında Necati Cumalı’ya yazdığı bir mektupta şöyle diyordu :

“herhalde bir gün
mektup yazamayacağım memo’ya
vapura binemiyeceğim belki
belki de komşunun kızı,
camlarda başkasını bekleyecek
beni kimler taşıyacak
nasırlı omuzlarında
acep kimler giyecek,
cici esvaplarımı
herhalde atıma binemiyeceğim tekrar.”

Onun saflığı,masumiyeti ve lirizmi şu dizeleriyle içimize işlemişti.

“benden zarar gelmez
kovanındaki arıya
yuvasındaki kuşa;
ben kendi halimde yaşarım
şapkamın altında.
sebepsiz gülüşüm caddelerde
memnuniyetimden;
ve bu çılgınlık delicesine
içimden geliyor.
dilsiz değilim susamam
öyle ölüler gibi
bu güzel dünyanın ortasında.”

Adı, ölümünden sonra şair arkadaşı,dostu Muzaffer Tayyip Uslu ile anıldı.

Muzaffer Tayyip ise Zonguldak’a döndükten sonra çeşitli yazılar ve şiirler kaleme aldı. Aşkı,dostluğu,ölümü bu şehirde tanıdı.. İlk hastalığını bu şehirde yaşadı,ilk bu şehirde aşık oldu..

Necati Cumalı’nın notlarına göre Muzaffer Tayyip Uslu’nun bir gözü doğuştan sakattır.Maddi durumu bir türlü iyiye gitmez ve hastalığı ağırlaşır,sanatoryuma gidebilirse,hastalığı yenme şansı artacaktır ama parasızlıktan dolayı sanatoryuma gidemez ve hastalığının ciddileştiği bu dönemde tedavi göremez. Acılarına şahit olan Zonguldak’ta günden güne erir,Zonguldak’ı o dönemde hüzün bulutları kaplar adeta.

Zonguldaklı şair Muzaffer Tayyip, yakın arkadaşı Rüştü gibi verem tarafından çıkmaz sokaktaki köşeye sıkışır.

Rüştüyü kaybetmek,Muzaffer Tayyip’i derinden etkilemişti , hayattan zevk almıyor, kafasını dağıtmak için durmadan yazıyordu, dizeleriyle Rüştü’ye dokunmak, Rüştü’ye ulaşmak istiyordu..Bu dizeleri de o süreçte kaleme almıştı..

Rüştü’den Gelen Mektup

-OKTAY RIFAT’A-

Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiçte güzel değil
Ne sabah var ne akşam

Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim

Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay’ın
“Hatıralar da dal istiyor
Kuşlar gibi konacak”

Muzaffer Tayyip Uslu

En yakın arkadaşı Rüştü’yü bizlerden ve ondan alan vereme karşı inadına yaşam sevgisiyle doluydu,hastalığını kabullenmiş alacağı son nefesine kadar vereme direnecekti.. Bu sefer kazanan Muzaffer Tayyip olacaktı,bu dizeleri yazdığında o ve biz çoktan veremi mağlup ilan etmiştik bile..

Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften,
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken
Meseleyi o saat anladım
Anladım ama iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma baktım,
Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ
Mesela gökyüzü,
Maviydi alabildiğince
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi alemine

Zonguldak’ta içinde bulunduğu süreç, yoksulluk Muzafferin direnişini zorlaştırıyordu. Zor şartlar altında çalıştığı işine gidemedi ve bir deri bir kemik halde eve adeta sıkıştı. Bedeni evindeydi ama ruhu kelebek olup sokaklarda,caddelerde, deniz kenarlarında dolaşıyordu.. Yaşamını veremle paylaştığında bu dizeleri kaleme aldı.. Kendi döneminde prangalarını kırarak özgürce yaşayamamıştı.. “Belki diyordu,mümkündür öldükten sonra yaşamak…”

Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talisiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan..
 
Belki diyorum kendi kendime.!
Belki öldükten sonra
Mümkündür yaşamak.!
Yazmaya devam ediyordu,kaygısızca,özgünce yazıyordu..Bu yüzden şans eseri tanıştık onlarla,bu yüzden bizim için özel kaldılar.

24 yaşında iken arkadaşı,kardeşi Rüştü Onur’un vefatından 4 sene sonra havasız ve karanlık baba evinde abdesthaneden yatağına götürülürken annesinin kucağında hayata gözlerini yumar.

Bize ise ondan geriye kalan yoksulluğu,hüznü,acısı,hastalıkları,sevgisi,kederi ve dizeleridir.

Sevmek“ bir kelimedir
“Sarı saçlı“ dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum
“Ben sarı saçlı bir kız sevdim“
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira
Zira “açlık“ da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime
“Öleceğim, ölüyorum, öldüm“
Diyeceğim bir gün

ve ne güzel demiştir salah birsel;

“inanın sözüme şairler
üçer beşer söneceğiz
yirmi ikiye varmadan
rüştü gibi ölecegiz.”

Zonguldak’ın acısı,hüznü,kederi onlarla beraber ölümsüzleşti.Kelebek oldular ve bu dünyadan uçtular, bize acıyla geçen hayatları ,saflıkları ve güzel dizeleri kaldı , şair Leyla sokağı kaldı bizlere.. Kelebek ömürlü iki şair , bize sevmeyi öğretti..

Saygı,sevgi ve özlemle…

Şiirle kalın!

Ne düşünüyorsun ?

21 puan
Artı oy Eksi oy

2 Yorumlar

Yorum yaz

Bir cevap yazın

Nostaljik Fısıltılar

İnsan