in ,

İspanyol Meyhanesi

Yine aynı zariflikle yaktı sigarasını. Kalmamıştı artık bu ince uzun sigaralardan içen. Eskiden yurt dışına gidenlere sipariş ettirilirdi PallMark, şimdi ise adı sadece onun evindeki buruşmuş sigara paketinin üzerinde kaldı. Demode bir insan değildi, aksine rüküşlükten mümkün oldukça kaçınır, güncel olmaya özen gösterirdi; ama yine de herkes sezerdi onun seksenlerden kalma Fransız havasını. Gökyüzünün denizle buluştuğu o ince ufuk çizgisi gibi omuzlarında küt kestirirdi kara saçlarını. Hafif dalgası vardı. Sanki rüzgarda ahenkle dans ederdi saçları. Genelde hep sağ eliyle sol kulağının arkasına atardı saçının önüne düşen o buklesini. Kulağının arkasına koyarken de hep yandan bir bakış atardı. Alımlı bir kadındı. Ama o şehvetli bakışlarında hep bir keder vardı. Saçlarını arkaya atarken dertlerini de gizlediğini sanırdı. Bazen erkekler onun bu bakışlarına aldanırdı. Bazıları da bu bakışlardaki bilinmezliği çözebilmek için kendine macera arardı. Onun gözünde ise hayatı sanki siyah beyaz bir filmdi. Renklenmiyordu hayatı; çünkü renklendiremiyordu. İstemediğindendi her halde ya da onun rengi siyahtı. Belki de bu yüzdendi hep aynı meyhaneye gitmesi; İspanyol Meyhanesi. Ah bir dili olsa da konuşsa… Belki bir Agora Meyhanesi değildi ama ‘’orada da yaşanıyordu aşkların en divanesi en şahanesi.’’ Hep aynı masaya otururdu. Kararmış tahta bir masa ve üzerinden asla eksik olmayan bir şişe kırmızı şarap. Hep bir beklediği vardı o meyhanede, asla gelmeyen. Belki de ya bir gün çıkıp gelirse diye her gün aynı saatte oraya gidiyordu, aynı kararmış tahta masaya oturuyordu. Umut onun için bazen sürekli açılıp kapanan, yağlanmadığı için eskimiş o tahta kapının çıkardığı gıcırtıydı. Bazen de gramofonda dönen eski bir 45’lik plaktı. Hele onların şarkısı çaldı mı… Umut bazen onun için bir damla gözyaşıydı. Timur Selçuk seslendirirdi onların şarkısını. İspanyol Meyhanesinde tanıştıkları için mi adıyla eş bir şarkıyı seçmişlerdi, yoksa ilk göz göze geldikleri an arka fonda bu şarkı çaldığı için mi onlarındı? İşte bu yüzden her bu şarkı çaldığında çıkıp gelecekmiş ve gözleri onun gözleriyle yine kavuşacakmış gibi hissederdi, ama nedendir bilinmez yirmi yıldır o meyhanede dönmüyordu plakta artık bu şarkı. Belki de ilk ve son kez onlar dinlemişti orada. İşte bu yüzden karamsardı, çünkü şarkılar bile söylemiyordu onu artık. Herkes onu tehlikeli bir kadın sanırdı. Aslında onun tek zararı kendineydi. Kurulu bir düzeni yoktu. Bir düzen kursa onun içinde o düzensiz kalıyordu. Tamamlanamayan bir puzzle gibiydi. Kaybolmuş bir parçası vardı. Hayatının arka fonunda hep karanlık bir odada biri piyano çalıyordu. Beş notalık bir parça. Fazla yormuyordu kendini. Yeterince düşünüyordu zaten onu. Bir de ekstra notalarla uğraşamazdı. Müzik bile yoruyordu. Kararmış tahta taburede oturmaktan beli tutulmuştu. O dimdik yürüyen, bir adım attığında duruşuyla tüm dikkatleri üzerine çeken kadın o değildi artık. Yavaş yavaş yaşlanmaya başlıyordu. Beklemek ona yaş aldırıyordu. Evinin yolunu unutmuştu. Gitmekle kalmak arasında her gün verdiği mücadelede hep bir sonuca varamadan tahta masanın üzerinde uyuyakalıyordu. Vazgeçmek ona göre korkakların işiydi; ama o da biliyordu ki aslında vazgeçemediği için kendisinin korkağın teki olduğunu. Dışarıya bir adım atmaktan, güneşe dokunmaktan, insanları, kahkahaları, denizin kokusunu hissetmekten korktuğunu, korkularından da hep kaçtığını en iyi o biliyordu. Saatler artık tutulamayacak bir hızda akmaya başlamıştı. Zaman, kadehine koyduğu şişenin dibindeki son damla ile ellerinden yere kayıp düşmüştü. Buruşmuş paketinin içindeki son sigarayı çıkardı. Eli titreyerek sigarasını yaktı. Sanki parmaklarının ucunu yakıyordu. Derin bir nefes çekti. Sanki son kez nefis alıyormuşçasına bütün havayı ciğerlerine soludu. Nefesini tuttu. Sigarasını kül tablasına bıraktı. Dumanı zikzak çizerek yukarı çıkıyordu. Kollarını masanın üzerine dayadı ve dumanı izleyerek kafasını kollarının üzerine sessiz bir kedi gibi yavaşça koydu. Sanki yılların yorgunluğunu atacağı derin bir uykuya dalacaktı. Gözlerini kapattı. Beş nota sustu. Hayattan tamamen soyutlandı. İşte tam o sırada plak cızırdamaya başladı; ‘’ İspanyol meyhanesinde bir gece seninle, seninle baş başayız. Kapat kapıları! Kapat, kapat! Yabancı girmesin. İspanyol Meyhane’sinde öldüğümüzü kimse bilmesin.’’

Deniz Güven

Ne düşünüyorsun ?

15 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Küçük müyüz

Pulsuz balık