in ,

Distopik Bir Dünya Alegorisi: Sineklerin Tanrısı

Edebiyat uyarlaması filmler sinema dünyası hakkında fikir edinmek için bulunmaz fırsatlardan biridir. Edebiyat için yetenek gerekir, ilham gerekir, hayal gücü gerekir. Yeteneğiniz ya da gereken ilham olmasa bile edebiyat nasıl yapılır sorusunun cevabını vermek çok daha kolaydır.

Sinema için durum çok daha karmaşıktır. Her şeyden önce sinema bireysel değil, bir ekip çalışmasından doğan o şeydir. Aynı anda birbirinden farklı mesleklere, farklı görüşlere, farklı yaşam tarzlarına sahip birçok insan bir araya gelir ve o farklılıklar harmanlanarak yeni bir iş ortaya çıkarılır. Tabi her şeyden önce sinema üretmek de bir fikirle başlar. Bulunan fikir önce yazıya dökülür. Sinopsis ve treatman aşamasından hemen sonra senaryo oluşturulur ve sinema filminin temeli atılmış olur. Tabi senaryo dediğimiz şey edebiyatta olduğu gibi sanatsal bir metin değildir ve en büyük amacı yapılacak işi kolaylaştırmaktır. Senaryo tamamlandıktan ve az önce bahsettiğimiz birbirinden farklı bir grup insanı bir araya getirdikten sonra yapılması gereken daha bir dolu iş vardır. Anlatılmak istenen karakterleri canlandırmak için bir kabuk arayışına girilir. İzlediğiniz filmde karakter için başka bir oyuncuyu hayal etme dürtüsüne yönelmiyorsanız bu iş başarılı olmuş demektir ve bunu yapmak her zaman göründüğü kadar kolay değildir. Aynı zorluk mekân, kostüm, makyaj ve bütün bunlardan oluşturulan atmosferi yaratmak için uğraşırken de karşınıza çıkar. Kamera nereye kurulacak? İlk hangi mekânda hangi sahne çekilecek? Işık yeterli gelecek mi? Hava koşulları uygun mu? Sahne devamlılığı tutarken bir yanlışlık olursa ne olur? Bir filmin sorumluluklarıdır bütün bunlar.

Ve işte size yukarıda bahsettiğim bütün bu sorumlulukları yapmakla yükümlü bu ekip bazen edebiyatla kucaklaşmak ve onu hayata döndürmek ister. Bu istek aslında riskli bir arzudur. Çünkü canlandırdığınız hikâyeyi daha önce okumuş olan insanlar bunu kendi kafalarında zaten bir filme dönüştürmüştür ve sizin yarattığınız atmosferle onunki birbirini tutmazsa okur sizi reddeder.

Sineklerin Tanrısı işte bu kucaklaşmalardan biri. William Golding tarafından 1954’te yazıldı. İlk uyarlaması ise Peter Brook yönetmenliğinde 1963’te siyah-beyaz çekildi. İkinci uyarlama ise şuan bizim üzerinde konuşmak üzere bulunduğumuz 1990 yılında Harry Hook yönetmenliğinde renkli formatta çekilen Sineklerin Tanrısı’dır. Sadece bir kaç dakikasında görebildiğiniz bir kaç yetişkinin dışında film tamamen çocuk oyunculardan oluşmakta. Ve belirtmeliyim ki çocuk oyuncuyla çalışmak her zaman çok daha zordur fakat filmi izlemeye karar verirseniz bu çocukları yetenekli bulacağınıza eminim.

Öncelikle bildirmek istediğim bir husus var ki o da İkinci Dünya Savaşı’nın pek değerli William Golding’in içinden geçip gitmiş, ruhunda izler bırakmış olduğu gerçeğidir. Onun çocuklar üzerinden kurduğu o tüyler ürperten distopyasını izlediğinizde savaşın üzerinde bıraktığı, dehşete düşmüş hislerini siz de bizzat deneyimleyebilirsiniz. Kötülük, içimizde bir yerlerdedir. Asla yapmam denilenler, asla işlemem diye düşünülen günahlar, hepsi oralarda bir yerlerdedir. Kötülük, kendimizle savaşa girdiğimiz dürtünün kendisidir. Sineklerin Tanrısı’ndaki kötülük ise; bu savaşı kaybedenlerin ve kazanmış olanların birarada ve ıssızlıkta mahsur kalmış çocuk bedenlerindedir. Hırs ve liderlik savaşının yıkıcı boyutlarının çocuklara kadar ulaşmasının oldukça pesimist bir düşünce olduğunu kabul etmek gerekir ama filmi lütfen izleyin. O zaman böyle bir hikâyenin ne kadar gerçekçi olabileceğini siz de kabul edeceksiniz. Filme geri dönecek olursak;

Sineklerin Tanrısı, 6-12 yaş aralığındaki tamamı erkek olan çocukların içinde bulunduğu uçağın ıssız bir adaya düşmesiyle başlar. Henüz medeniyetten çok fazla uzaklaşmamış olan çocuklar ilk başta kendilerince koydukları kurallarla adayı keşfetmeye ve alışmaya çalışırlar. Bir süre medeniyeti de yaşatırlar adalarında. Fakat orada geçirdikleri her gün kurtulmaya dair besledikleri umutla beraber birbirlerine karşı olan bağlılığı da kaybederler. Önce görüş ayrılıkları yüzünden bölünmeye başlarlar. Başta Jack olmak üzere bazı çocuklarda vahşileşmeye dair belirtiler gün yüzüne çıkmaya başlar. Medeniyetin simgesi Ralph, iyiliğin temsili Simon, fiziksel görünüşü nedeniyle dışlanmış olarak ön plana çıkan, aklın temsili Domuzcuk ve beraberinde birkaç çocuk daha onlara direnmeye çalışır. Fakat adada bir canavar olduğuna dair düşünceler çıkar ortaya ve kötüler için bir silah haline dönüşüverir bu durum. Jack canavardan korunma ve -adadaki domuzları avlayabileceğini kanıtlayarak- yiyecek vaadinde bulunur. Böylelikle çoğunluğu kendi tarafına çekmeyi başarır. Bu çoğunluk domuz avlamaya devam ettikçe vahşi yanlarına daha çok kapılmaya başlar. En sonunda bu vahşilik domuz öldürmekten insan öldürmeye kadar artarak ilerler.

Film (ve kitap) sosyolojik analiz yapmak için resmen altın madeni niteliği taşıyor ve aynı zamanda da bütünüyle alegorilerden oluşuyor. Küçücük çocukların bile toplumsal normlardan uzakta kötülüğe ne kadar bulaşabileceklerini gözler önüne seren William Golding, Ralph, Domuzcuk ve Simon gibi doğruluktan sapmayan çocuklarla da her şeye rağmen içinde optimist bir taraf olduğunu da göstermiş oluyor bizlere. Filmi izlemeden önce İkinci Dünya Savaşı’yla ilgili bildiklerinizi gözden geçirmenizi tavsiye ederim. Filmi okumak diye bir tabir vardır, bu filmin satır aralarını okumalısınız.

Peki, Sineklerin Tanrısı nedir?

Jack bir domuzun başını kesip iki ucunu sivrilttiği ağaç parçasını kullanarak yere sabitler. Bu domuz başı güç gösterisidir, kötülüğün simgesidir. Ve eğer kötülüğe bir kere bulaşmışsanız etrafınızda sineklerin uçuşmaya başlaması da elbette kaçınılmaz olandır.

Warner Bros. Sineklerin Tanrısı’nı üçüncü kez ve tamamen kız çocuklarıyla çekerek hikâyeye yeni bir soluk getirmeye karar verdikleri haberini geçmiş bir zamanda duyurmuştu. Peki, kız çocuklarıyla bu film nasıl olurdu? İşte size cevabı; David Siegel’in bu konu hakkındaki yorumu şu şekilde “Kitabın çok sadık fakat çağdaş bir uyarlamasını yapmak istiyoruz. Ancak düşüncemiz bunu erkeklerden ziyade kızlarla yapmak. Kişilerarası çatışmalar, zorbalıklar ve çocukların ıssız bir adaya düşmeden evvel yetişkinler arasında gördükleri davranış biçimlerini taklit etmeleriyle bugün de geçerli olan, zamanın ötesinde bir hikâye bu.” Sadece tek bir değişiklik yapılacak olmasına karşın bu değişiklik büyük bir farklılık yaratacaktır. Yeni çıkacak versiyonunu da bu değişikliğin nasıl sonuçlar doğuracağını görmek için izlemek isterim doğrusu.

Ne düşünüyorsun ?

38 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

İzin Vermeyin

Yok