in ,

Amadeus

Zur ARTE-Sendung Amadeus 5: Als Wolfgang Amadeus Mozart (Tom Hulce) 1781 nach Wien kommt, hei§t es, er sei der grš§te Komponist des Jahrhunderts. © The Saul Zaentz Company Foto: ARTE France Honorarfreie Verwendung nur im Zusammenhang mit genannter Sendung und bei folgender Nennung "Bild: Sendeanstalt/Copyright". Andere Verwendungen nur nach vorheriger Absprache: ARTE-Bildredaktion, Silke Wšlk Tel.: +33 3 881 422 25, E-Mail: [email protected]

 Wolfgang Amadeus Mozart. Hepimizin adını bir yerlerde illa ki duyduğu, ilk bestesini 5 yaşındayken yapmış,  küçük yaşlarında zamanın ünlü ve önemli isimlerine yeteneklerini sergileme şansı yakalamış, müzikteki başarısını bütün dünyanın kabul ettiği genç bir adam. 35 yıllık hayatında yarattığı 600’den fazla eserle sanatının en üretken ismi ve biraz dobra biraz da haylaz karakteriyle dünyanın en ünlü müzisyenlerinden biri.  

   Antonio Salieri ise Mozart ile aynı dönemde yaşamış, birçok ünlü müzisyene ders vermiş, saray baş müzisyenliğine kadar yükselmiş fakat ne yazık ki dünyaya yeteneğiyle değil meslektaşı Mozart’a karşı beslediği kıskançlığıyla nam salmış hırslı bir müzisyen.

   Gelin önce bu kıskançlık meselesi nedir onu konuşalım. Mozart’ın oldukça genç bir yaşta ölmesi, ölürken de ağzında ölümün tadını hissettiğini söylemesinden sonra Salieri’nin de kendi ölümünden hemen önce Mozart’ı öldürdüğüyle ilgili bir itirafta bulunduğuna dair ortaya atılmış bir iddiadan günümüze kadar ulaşan lanetli bir dedikodu doğdu. Bu dedikodu zamanla öyle güçlendi ki buna benzer rahatsızlıkları olan insanlara ‘Salieri Kompleksi’ adıyla tanılar konmaya bile başlandı. Yine aynı dedikodu birçok tartışmaya zemin hazırlarken Puşkin’in kaleme aldığı bir oyundan Amadeus filminin çekilmesine kadar birçok esere de konu oldu. Filmin yönetmen koltuğunda; Miloš Forman, senaryosunda Peter Schaffer, başrollerinde ise F. Murray Abraham (Salieri) ve Tom Hulce (Mozart) bulunuyor. 1984 yapımı bu filmin süresi yaklaşık 3 saati bulmakla beraber türü de dram ve komedi kategorisine ait. 8 ayrı dalda Oscar kazanmış olan Amadeus izlenmeye değer filmler listenizde mutlaka bulunmalı.

Filmin konusu ilginizi çektiyse ve patlamış mısırınızı da hazırladıysanız ilk sahneden başlayalım mı?

Sahne.1 /İç /Gece /Salieri’nin Evi:

-Salieri ve Hizmetkârları-

Mekân Salieri’nin odasının kapısının önüdür. Salieri’nin sesi dışardan duyulurken hizmetkârlar yavaşça kapının önüne doğru yürürler.

Salieri (Dış Ses)

Mozart, Mozart. Katilini bağışla!

 Seni öldürdüğümü itiraf ediyorum.Evet,

seni öldürdüm Mozart. Merhamet et Mozart.

Katilini bağışla.

Salieri’nin iki hizmetkârı artık odasının kapısının önünde durmaktadır. Birinin elinde üzerinde yiyeceklerin bulunduğu bir tepsi diğerinde ise bir şamdan vardır.

Hizmetkâr 1

Bay Salieri, uslu olup kapıyı açın.

Efendim size çok özel bir şey getirdik.

Çok seveceğiniz bir şey.

Diğer hizmetkârın elindeki tepsiden bir şeyler alıp ağzına atar.

Hizmetkâr 1

Mmm öyle nefis ki. Efendim inanın

bana bu hayatımda yediğim en nefis şey.

Gerçekten efendim ne kaçırdığınızı bilmiyorsunuz.

O sırada içeriden bir çığlık ardından da yere düşme sesi gelir. Hizmetkârlar endişeyle birbirlerine bakarlar.

Hizmetkâr 1

Pekâlâ, bu kadar yeter efendim. Kapıyı açın!

-(sessizlik)-

Efendim bu kapıyı açmazsanız hepsini

yiyip size hiçbir şey bırakmayacağız ve

ben bir daha asla sizi görmeye gelmeyeceğim.

Bu sırada içeriden bir gürültü daha gelir. Ardından da inleme sesleri duyulmaya başlanır. Hizmetkârlardan biri kapıya omzuyla vurarak açar ve içeri girerler. Salieri elinde bir bıçak, boynundan akan kanlarla dizlerinin üzerinde oturmaktadır ve hizmetkârların gözleri önünde, acı içinde yere yığılır.

                                                                                           

   Salieri yaralı halde bulunduktan sonra tedavi için evden çıkarılır ve sonrasında da bir akıl hastanesine yerleştirilir. Günah çıkarıp, huzura kavuşabilsin diye de odasına bir peder gönderilir. Peder Salieri’den o küçük odada şok içinde kalacağı bir hikâye dinler. Çocuk yaşlarda sanata vurulmuş, peşinden koşmuş, dilekler dilemiş, ödünler vermiş bir müzisyenin uğursuz bir hırsın peşinde, kendi tutkusundan sapıp nasıl yoldan çıktığını anlatan bir hikâyedir bu hikâye.

‘’Bütün istediğim Tanrı’ya beste yapmaktı. Bu hasreti bana o verdi.

Ama beni dilsiz yaptı. Neden? Madem ona müziğimle şükretmemi

istemiyordu neden bana bu arzuyu verdi? Bedenimin bir parçası gibi.

Sonra da yeteneğimi inkâr etti’’ –Salieri-

   Bütün saflığı ve çocukluğuyla iyi bir müzisyen olma dileğinin gerçekleşmesi karşılığında Tanrı’ya edilen hayat boyu bekâretini koruma yeminiyle başlayan bu hikâye Salieri’nin Mozart’la tanışmasından sonra hayal kırıklığı ve kıskançlıkla dolu bir sürece girer. Nasıl mı? İşte asıl hikâye şimdi başlıyor.

   Namını her yerde duyduğu, müzik dehası bir beyefendiyle tanışmak hevesiyle katıldığı bir davette Mozart’ın edep nedir bilmeyen, şımarık tavrıyla karşılaşan Salieri oldukça öfkelenir. O bütün hayatını ve bekâretini Tanrı’ya sunmuş, onun için müzikler yapmışken bu küçük adamın bu edepsiz haliyle bunca yeteneğe sahip olması olacak iş değildir.

   O şok yaratan davetten sonra bir de yetmezmiş gibi Mozart Salieri’nin daha yakınında olacağı bir iş teklifi alır. Çok değil, hemen sonrasında ise uzaktan büyük bir sevgi beslediği kadını Mozart’ın sahnesinde izler Salieri ve öfkesi artık sadece Mozart’a değil, Tanrı’ya da karşıdır. Yeminini asla bozmaz fakat Mozart’ın varlığı da katlanılmazdır. Bu sebeple Salieri bir savaşa girmeye karar verir. Mozart’ı arada bırakacak ve bizzat Tanrı’ya karşı açılacak büyük bir savaş.

”Gülen Mozart değildi Peder. Tanrı’ydı.

O edepsiz kıkırdama aracılığıyla bana gülen Tanrı’ydı.” –Salieri-

   Salieri ilk iş Mozart’ın evine hediye olarak bir hizmetçi gönderir. Evdeki herkes bu hizmetçiyi gizli bir hayranın hediyesi sanırken bu hizmetçi Salieri için Mozart’ın çalışmaları hakkında bilgi taşımaktadır. Salieri bu bilgiler sayesinde onun neler üzerinde çalıştığını öğrenir ve işlerine engel olmanın yolarını bulmaya çalışır. O sırada Mozart ise son derece sıkıntıdadır. Bakması gereken bir ailesi vardır ve maddi durumu iyice kötülemiştir. Müziği hak ettiği değeri görmediği gibi ona yeterli miktarda kazandırmıyordur da. Dahası yeni operasını Majesteleri ’ne kabul ettirmekte oldukça zorlanmaktadır.

”Bağışlayın Majesteleri. Ben kaba biriyim.

Ama sizi temin ederim müziğim öyle değil.” –Mozart-

   Mozart zar zor sahnelediği eserlerinden istediği tepkileri bir türlü alamaz. Babasını da kaybettikten sonra iyice dağılır. Bütün bu olanlar da Salieri’nin ekmeğine yağ sürer tabi. Artık elinde bu savaşı bitirmek için bir koz vardır ve o kozu kullanır da. Ama -artık girdiği aşırı stresten midir yoksa bilinmeyen bir hastalıktan mı olduğu bilinmez- Mozart’ın genç yaşta ölüp gitmesi Salieri’yi asla kazanmış olmanın verdiği huzura kavuşturamaz.

”Nüfusumu kullanarak Don Giovanni’nin Viyana’da yalnızca 

beş defa sahne almasını sağladım. Ama gizlice o beş seferin

hepsine gittim. Sadece benim anlayabileceğim o müziğe tapıyordum”. -Salieri-

   Amadeus’un kamera kullanımı olsun, mekân, kostüm ve makyaj tercihi olsun, müzikleri olsun, oyuncu seçimleri ve performansları olsun, senaryosu olsun bütünüyle damağınızda hoş bir tat bırakacağına inanıyorum.

   Ve işte film bitti. Şimdi bir şeye sen karar ver sevgili okur, çünkü ben hala karar veremedim. Hangisinin kaderi daha kötü ve hangisinin hayatı daha trajikti?

Ne düşünüyorsun ?

14 puan
Artı oy Eksi oy

2 Yorumlar

Yorum yaz

Bir cevap yazın

Ay'ın Hikayesi

Aynadaki Şair