in ,

2 Ceset 4 Ölü; İnadına Yaşamak !

Birinci Bölüm

Çatlak ve morarmış dudaklarıyla mızıkaya üfledi. Sonra tekrar, tekrar üfledi. Çıkan sesi kimse umursamıyordu. Bir filmin arkasında çalan müzik gibiydi .Sayısız başrol ve sayısız film vardı caddede. Hepsinin ortak noktası yaşamlarının arkasında çalan müzikti. Havanın karardığını fark etti. Güneş yerini aya bırakmıştı. Saatine baktı akşam ezanı okunmuştu bile. 19.15 dolmuşuna yetişebilmek için çantasını toparladı. Bozuklukları cebine attı. 16 tl 75 kuruş vardı. Hızlıca kalabalığın arasına karıştı. İnsanların omuzlarının yanından yavaşca süzülüyordu. Bazılarının dertlerine saniyelikte olsa ortak oluyordu. Yanından geçen memurun ay sonu kirayı ödeyemeceğini biliyordu mesela. Durağa geldiğinde dahaca dolmuş gelmemişti. Durak kalabalıktı. Liseli gençler, günün 12 saatini fabrikada geçiren işçiler ve leş gibi bira kokan erkenciler. Durağın köşesine sırtını dayadı. Demirin soğuğunu ince montundan hissedebiliyordu. Düşünecek bir şeyi yoktu.Kazım için düşünmek yorgun olmayanlar içindi. Yorgun insan düşünemezdi. Düşünecekse de eğer ay sonunu düşünebilirdi. Minibüs gelmişti, tıklım tıklımdı içi.Kendini arka taraflara doğru zor attı. Evi son duraktaydı. Eve geldiğinde annesinin uyamamış olduğunu gördü. Evde ki baskülde bugün topladığı kartonları ve pet şişeleri tartıyordu. Meryem Hanım Kazım’ın geldiğini bile fark etmedi.Kazım bir şey konuşmadan mutfak masasının üstüne 10 tl bıraktı. Sobanın yanındaki odunlardan ince olanları seçti. Sobanın kapağını açtı. Sobadan çıkan duman kazımın direkt yüzüne vurdu. Genzine kadar gitti duman. Sertçe birkaç kez öksürdü. Sönmek üzere olan külleri biraz karıştırdı, odunları yerleştirdi. Annesinin topladığı kartonlardan biraz alıp sobaya attı. Dış kapıya çıkıp çıra aldı;elindeki çakmakla çırayı aleve verdi. Sobanın içine attı.Sobanın kapağını birkaç dakika açık bıraktı,küllerin tekrardan alev alması için. Kartonlar tutuşmaya başlayınca kapağı kapattı. Annesine baktı. İçten içe annesinin Aç mısın?, diye sormasını bekliyordu. Yemek hazırlaması şart değildi. Sadece sorması yeterliydi. Annesinin hayata dair bir gayesi yoktu. Sadece ortak acıları ve anıları onları bir arada tutuyordu. Kazım karnının aç olmasına rağmen pekte umarsamadan oturma odasında ki çekyata uzandı. Belki de yıllardır orada olan artık sobanın çıkardığı dumandan dolayı sarı rengini hafif siyaha bırakmış battaniyeyi üzerine aldı.

Kazım Çark Caddesinde yerine almıştı. Çantasının fermuarını açarak önüne bıraktı. Gelen geçene bakıyor. Dilenen insanlara bakıyor,acımıyordu kesinlikle. Dilenmek yaşamın zülmüne boyun eğmekti Kazım için. İnsanların kendisine bakışlarını izliyordu. Bazıları acıyarak-ki bu acımanın nefret bazlı olduğunu yüzlerini ekşitmelerinden anlayabiliyordu.- bazıları üstten bazıları sevecen bakıyordu. İnsanların bakışlarından büyüdüdükleri çevreyi hayal ediyordu. Sevecen bakanlar öğretmen çoçuğuydu onun için. Elindeki mızıkayı ağzına götürdü. Bir takım ahenkli sesler çıkarmaya başladı. Mızıkaya üflemeye başladığı anda kayboluyordu kalabalığın içinde. Sadece yaşamın arkasında çalan bir müzikti Kazım. Birden şiddetli bir ses geldi. Akabinde çığlık. Bu çığlığı çok yakından tanıyordu. Yıllardır kulaklarını tırmalayan çığlıktı. Etrafına baktı herkes gibi. Ne olduğunu, o sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordu. Gelen şiddetli ses Kazım’da korku uyandırmıştı. Sesin caddenin başından geldiğini fark etti. Ürkek adımlarla kalabalığın yürüdüğü yöne doğru gitti . Kalabalığı aşamadığı için insanların konuştuklarına kulak kabartıyordu. Kimisi kaza diyordu kimisi silah sesi duyduğunu söylüyordu. Herkes bir şeyler söylüyordu. Yanındaki otuzlu yaşlarında siyah elbiseli kadına bakarak; ”ne olduğunu biliyor musunuz?” ,diye sordu. Siyah elbiseli kadın istifini bozmadan;”bilmiyorum”,dedi.”Yayaya araba çarptı herhalde”, diye ekledi. Kalabığın dağılmaya pek niyeti yoktu. Kadını onaylamak için kafasını salladı. Kazım adım adım biraz daha yaklaşıyordu olay yerine. Yaklaştıkça korkuyor,korktukça daha çok merak ediyordu. Arasıra parmak uçlarına yükselerek olay yerini görmeyi çalışıyordu. Polisler olay yerine şerit çekmişti . Polislerin olay yerine ne kadar hızlı geldiklerini fark etti.Belki de ekip arabasıyla tur atarken denk geldiklerini düşündü. Bu arada kalabalığı elleriyle yararak şeritlerin önüne kadar gelmişti. Şimdi her şeyi daha net görebiliyordu. Volvo marka arabanın sağ arka tekerinin yanında üstü gazeteyle örtülü bir ölü vardı. Arabanın ön camı çatlamıştı.Büyük ihtimalle arabanın çarptığı yaya ön cama doğru yükselmiş oradan arabanın arka tekerinin yanına düşmüştü. Bu çıkan çığlığı açıklıyordu. Kazım polis memuruna bakarak” ne oldu?” diye sordu.Polis memuru Kazım’ın gözlerinin içine bakarak;” Araba kazası, dedi ve uzaklaşması için eliyle hafiften itti .Aslında araba kazası olduğunu Kazım da anlamıştı.Detay öğrenmek istiyordu ama polisin pekte detay vermeye niyeti yoktu.Telsizden Ambulansın ne zaman geleceğini öğrenmeye çalışıyordu.Polisler ambulans gelsede gitsek derdindeydi.Çevredeki mekanlara dağılmışlar tutanak tutuyorlardı. Söylenenlerin doğru ya da yanlış olmasının bir önemi yoktu. Amaç kazanın nasıl olduğuna dair resmi bir belge yaratmaktı.Üstleri onlardan bunu bekliyordu. Resmi belge. Kazım olay yerinden uzaklaştıkca anıları şiddetleniyor.Kaza anında yankılanan çığlığın tesiri halen sürüyordu.Gözlerinin önüne o gün geliyordu. Canı eskisi kadar yanmıyordu ama eksik kaldığını hissettikçe içinde bir şeyler kopuyordu. Kaldırıma oturdu. Sigara yaktı. Nasıl olduğunu hatırlamıyordu, tek hatırladığı anlık bir ses ve ağzındaki kanın tuzlu tadıydı. Akşam olmak üzereydi. Güneş yavaştan inzavaya çekilmeyi başlamış yerini turuncu bulutlara bırakıyordu. Sigarasını bitirdikten sonra kaldırımdan kalktı. Yürümeye başladı. Düşünmek istemiyordu daha fazla. Mızıka çaldığı Özlem marketin önüne geldi. İnsanların para attığı çantası yerinde yoktu. Sesin geldiği yöne giderken çantasını orada unutmuştu. Kaldırım köşelerine falan baktı ama çantası yoktu etrafta. Özlem marketin içine girdi. Muammer Bey’e kaygılı bir şekilde;”Çantamı gördün mü?” dedi.Muammer Bey 60’lı yaşlarında kısa,ince ve kemikli bir surata sahipti.40 yıldır bu caddenin esnafıydı. 17 yaşında karısı Fatma hanımla evlenmişti. O zamanlar bu market karısının babasına aitti. Daha sonra Muammer Bey başına geçtiği ilk yıllarda marketi kapatıp tuhafiyeci açtı. Daha sonra işleri yolunda gitmeyince tekrardan market haline getirdi. Muammer Bey Tenekedeki peyniri plastik kutulara yerleştiriyordu. Kazım’a bakarak;”hayır görmedim,Suriyeliler çalmıştır.”,dedi. Kazım bir şey demeden marketten çıktı. Çantası yıllardır ona eşlik ediyordu. Daha ilkokul yıllarında amcası Süleyman almıştı. Lise son sınıfa kadar kullanmıştı o çantayı. Kafasındaki şapkayı çıkarıp kaldırıma bıraktı. Saçlarının gözükmesinden pek hazzetmiyordu.Ön tarafları fazlasıyla dökülmüştü. Anlı iyice açılmış. Uzun süredir kestirmediği saçları gözlerinin önüne düşüyordu. Sağ eliyle sol tarafa doğru attı saçlarını. Mızıkasını ağzına götürdü. Hafiften sesler çıkarmaya başladı. Kaybolma zamanıydı kazım için. Mızıka çalmak antidepresan etkisi yaratıyordu kazım’da. Lise yıllarında müzik hocası Cevdet Bey vermişti mızıkayı. Eğitimini almamıştı. Zamanla çala çala ahenkli sesler çıkarmayı öğrenmişti. İlk yıllarında çok garip sesler çıkartıyordu. Notalardan pek anlamıyordu. Zaman geçtikçe notaların ismini bilmemesine rağmen sesleri bir araya getirerek ahenk yaratmayı öğrenmişti. Herhangi bir sanatçının herhangi bir parçasını çalmıyordu. Çalarken gözlerini kapattığında annesinin gülüşünü hayal ediyordu zira uzun zamandır annesi Meryem Hanımın güldüğünü görmemişti. Annesi o günden sonra içine kapanmış, Kazım’ın varlığını iyice unutmuştu.Gün içinde Sakarya’nın caddelerinde dolaşır karton ve pet şişe toplardı. Eve geldiğinde ya direkt uyur ya da pek bir şey konuşmadan mutfak masasında oturup sigara içerdi. Kazım göz ucuyla önündeki şapkaya bakıyordu . On,On beş lira kazanması yeterliydi. Fazlasını kazanmak gibi bir derdi yoktu.Bir yandan çalarken etrafa göz gezdiriyor. Gelene geçene bakıyordu. Öğlen gördüğü siyah elbiseli kadını gördü. Karşıdan Kazım’a doğru geliyordu. Saçlarını salmış. Göz altları öğlene nazaran daha çöküktü. Omuzları daha salık. Ağzıyla bir şeyler çalarken gözleriyle kadını süzüyordu. Kadının çantası omuzundan düşmek üzereydi bu yüzden dirseği hafif gögsüne dayalıydı. Yorulmuştu. Kadının nerede çalıştığını düşündü. Belki bankacıydı belki de sabah sekiz akşam beş çalışan bir memur. Kadın Kazım’ı fark etmeden yanından geçip arka sol çaprazındaki migrosa girdi.

 

Ne düşünüyorsun ?

7 puan
Artı oy Eksi oy

Bir Yorum

Yorum yaz

Bir cevap yazın

Maviye şiir

Küçük müyüz