in ,

Martı

Bir, iki, üç, dört, beş, altı…,on üç, on dört. Tam on dört tane martı, karşı apartmanın kiremit çatısında, avaz avaz… Çatının hemen aşağısı alabildiğine deniz, denizin üstünde köprü. Gökyüzü, alev alev, kızılın her tonu mavi ile dans ediyor, sarı, turuncu ve araya birazda pembemsilik…

Köprünün ışıkları yanıyor birer birer, önce minik lâcivertlerle bezeniyor daha sonra kırmızısı beliriyor, ortam iyice ısınıyor gökyüzü ve köprü sayesinde. Arabalar, köprüden geçen arabalar, vızır vizirlar, ezen sesi yükseliyor yakınlardan, akşam ezanı.

Odamın lambasını yakmıyorum, manzaramı bozar diye, şehir ile göz balyozundayım nihayetinde. Gökyüzü sönmeye başlıyor, turuncular, kızıllar yerini mavinin tonlarına bırakıyor gece çöküyor yavaştan, şehir yanmaya başlıyor bu sefer. Köprü ışıkları, araba farları ve bayırını süsleyen sokak lambaları…

Benim lambalarım kapalı hala, yakmayacağım gibi de duruyor böylesi alâ… Tüm bu gördüklerimi not edeyim diye kalkıyorum koltuktan, deftere kaleme sarılacağım, el yordamıyla arıyorum fakat bulamıyorum alacakaranlıkta ne defter ne kalem hâliyle açıyorum lambamı, aradıklarımı bulup geri oturuyorum koltuğa, balkondan dışarı bakıp göz banyomu cümlelere dökmek için hazırım, derin bir nefes…

Her şey gitmiş! Renkler, martılar, on dördü de, deniz bile gözükmüyor karanlıktan, sadece geri kalan bir kaç lamba ışığı. O zaman anlıyorum ki her şey zamanında güzel, zaman akıyor, içinde yaşamak lazım, kaçırmadan martıları…

Ne düşünüyorsun ?

8 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Şair Olmak Nedir?

Sınırlar