in ,

Akşam Öyküsü

Uçurumdan Düşerken Yanınıza Almanız Gerekenler

Siyah rengindeki inci tanelerinin gerçekten var olduğunu düşünüyorsunuzdur. Kanyon. Rüzgar alabildiğine esiyordur. Yüzlerce kilometre öteden çocuğun birisi zafer tacını giymişçesine, mutlu, ürkek ve de neşeli bir çığlık atıyordur; doğum günü sürprizine karşılık. Arabadan kızın birisi inmiştir. Rüzgar bu sefer de yavaşlamıştır. Sanki neler olacağını biliyor gibi. Saygısını takınmıştır. Kızın ayakları yere – güneşin sıcağından ve de rüzgardan dolayı toz dolmuştur yer- korkuyla basarken; telefonunun zil sesini duyar. Arabaya doğru, telefonunun olduğu yöne doğru bakar. Ama bakışlarını çevirir.*Gözlerindeki korku, bıkkınlık seviyesine ulaşmıştır.* Hüküm kesilmiş midir? Yanında korkusunu da almalıdır belki. Ya da korkusu başka bir hayat yaşamaya devam edecek midir? Birden saatine çevirmiştir bakışlarını, sayılar bile yoktur üstünde. Sembol gibi duran nokta işaretleri doludur saat. Zamanın (ne?) kaç olduğunu anlayamaz! Ümitsizdir bundan ötürü. Rüzgar saygısını kaybederek son bir sevgiyle eser. “Yapma!”. Kız duysa da bir tepki vermez. Uçurumun beşiğine gelmiştir şimdi. Ne yapacaktır? Buradan atlasa değişecek midir bir şey? O üzüldüğü anlar, o kaybolduğu dakikalar, ölü gibi durduğu mekanlarda sahte portrelere bakmaya devam etmek ona ne yarar sağlayacaktır? Çantasına dokunur aniden. Büyük, ağırdır, içinde kitaplar vardır onlarca. Nasıl sığdığını kendisi de bilmiyordur. Ve de bir defter. Çantasından çıkarır o defteri. Sayfalarını yavaş yavaş çevirir. Bu, kızın yazdığı öykülerin olduğu defterdir. Ve der:

-Sana bunca kelimelerle sıkıştırdığım duygularda, sayfalarda her defasında kendimin kim olduğunu bulmama yardımcı olduğunda, tatillerde gittiğim otellerde, sömestrde gittiğim kütüphanenin ıssızlığında, okulda sıraların neden iki kişiyle oturulmayı zorunlu kıldığını düşündüğümde, kim olduğumu anladığımda tam anlamıyla bu yazdıklarımı öyle içselleştirecektim ki sana gerek bile kalmayacağını söylemiştim. Bugün o gün değerli dostum. Seninle bu son defa konuşmamız. Artık sensiz yürüyeceğim demeyeceğim, sen de zihnimde olacaksın her daim. Teşekkürler her şey için.

Defteri hızlıca, bu olanların hemen bitmesini ister gibi, atar kanyonun uçurumundan. Uçurumun aşağısında ne olduğunu bilmiyordur. Olması gereken de budur. Arkasını döner, arabasına biner. Telefonuna bakar. Arayan üniversiteden beraber doktora yaptıkları arkadaşıdır. Mesaj yazar: “Geliyorum 15 dakikaya. Halletmem gereken çok önemli bir iş vardı.” Arabayı çalıştırır ve kanyondan uzaklaşır. Siyah rengindeki inci tanelerinin gerçek olmasını istiyorsanız; yazmalısınız. O zaman gerçekten vardır.

*Gözlerindeki yalnızlık, hastalık boyutlarına ulaşmış. -Tezer Özlü 

Ne düşünüyorsun ?

1 puan
Artı oy Eksi oy

- allonsssyyy

sanatla boğuşuk lahitler

Son ya da Sonsuzluk

Kitap Testi – George Orwell, 1984 ve Hayvan Çiftliği