in ,

Shichinin no Samurai(Seven Samurai)- 1954

Yedi Samuray, onaltıncı yüzyılda Japonya’da kırk eşkıyaya karşı bir köyü savunmaya çalışan 7 samurayın epik öyküsü diye özetlense de aslında anlatılan köylülerin hikâyesidir. Fukaralık ve otorite altında ezilen mazlum köylü tipine son derece realist bir bakışla insanoğlunun özündeki habis çelişkileri hem samuraylar hem de köylüler üzerinden destansı bir şekilde anlatmış Kurosawa. Bir yandan samurayların köy kadınlarına bakışları üzerinden “onurlu samuray” klişesini ince ince zedelerken, köylülere yönelik en acı gerçeği ailesi eşkıyalar tarafından katledildiği için samuraylığa özenen Kikuchiyo’nun ağzından duyarız filmde. Bir zamanların mazlum köylüsü şimdinin özenti samurayı her zamanki fütursuzluğuyla anlatır: Evet köylü fakirdir, mazlumdur ama aynı zamanda güce tapar, kaba, çıkarcı ve yalancıdır. Ne kadar tanıdık değil mi?

Akira Kurosawa’nın 1954 yılında çizdiği köylü imajı dakirlik manzaraları bakımından Ahmet Haşim’in Anadolu köylüsünü anlattığı meşhur 1919 mektubundaki köylü profili ile birebir uyuşur. Türk köylüsü ile Japon köylüsü arasında neredeyse fark yoktur. Şükrü Erbaş’ın “Köylüleri niçin öldürmeliyiz?” şiirinde sıraladığı benzer tespitleri Yaşar Kemal’in İnce Memed’inde de görürüz Yakup Kadri’nin Yaban’ında da.  Yakup Kadri iki üvey ananın tek oğlu dediği köylünün bu durumu için faturayı çevreye ve okumuşlara keser: “…bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi biti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi?”

Bizdeki kahraman eşkıya imajını alaşağı etmek ise Rahmet Yolları Kesti ile Kemal Tahir’e nasip olur. İnce Memed’in ortalığı kasıp kavurduğu yıllarda Kemal Tahir, konuya bakışını  Audré Maurois’in bir epigrafla duruşunu ve çaresini ortaya böyle koyar: “Ahlak düzeni sağlam olmayan ve soyguncularıyla başa çıkamayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da baskısı ile- soyguncularına karşı hayranlık duyar.” Bu bi anlamda Şükrü Erbaş’ın “Köylüleri nasıl kurtaralım?” sorusuna verilen yanıtların da özeti gibidir.

Filmde bütün gerilimin kaynağı olmasına rağmen neredeyse dekor yüzeyselliğinde işlenen eşkıyalar aslında en tutarlı karakterlerdir. Kalabalık ve güçlü olduklarından güçsüzü ezmek için sürekli saldırırlar ama Doğu romantizmi 3 saatin sonunda tabii ki onları mağlup eder. Fakat 4 samurayın ölümüyle sonuçlanan bu zafer köylülerden başka kimseyi memnun etmez. Finalde her dürüst kahramanın hayal kırıklığıyla kuracağı cümle kurulur: Yine hayatta kaldık! Çünkü herkes bilir ki; Doğu’da destanını ölümle taçlandırmayan kahraman eksik bir kahramandır. Çünkü mazlumu korurken ölmeyen eşkıyaya türküler yakılmaz. Biz son eşkıya Baran’dan böyle gördük.

Ne düşünüyorsun ?

0 puan
Artı oy Eksi oy

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

Çıkmazım

Sevgiyle Güçlenişim