in ,

Ruhların Kaçışı – Spirited Away

Japonya ve Japon halkı bugün bütün dünyada yaşama şekilleri, kültürleri, başarıları ve üretkenlikleriyle tanınıyorlar. Geleneksel mimarisi, bize oldukça uzak görünse de merak uyandırıcı yemek kültürleri, kiraz çiçeği festivalleriyle Uzak Doğu’nun o küçük ada ülkesi gidip görmek, gezmek için oldukça çekici doğrusu. Fakat gezme işini bir tarafa bırakırsak eğer, Japonya deyince akla ilk gelen şeyler nelerdir acaba? Her biri birbirinden zor görünen dövüş sanatları mı? Çocukken öğrenmeyi çok sevdiğimiz, büyüdükçe de ona karşı ilgimizin azaldığı kağıt katlama sanatı Origami mi? Minimalist yaşam tarzları mı? Şaşırtıcı ve göz dolduran sahne performanslarıyla Geleneksel Japon Tiyatroları mı? Akira Kurosawa’sını, Yasujiro Ozu’sunu, Kenji Mizoguchi’sini tanımadan, Japon Sineması denildiğinde gözde ilk canlanan çatıdan çatıya atlayan, esnek vücutlarıyla ninjalar mı?

Peki anime, anime hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz? Ya da anime hakkında bir şeyleri hiç merak ettiğiniz oldu mu? Captain Tsubasa, Beyblade, Pokemon, Sailor Moon, Sonic, Heidi, Yu Gi Oh, One Piece (ve daha bir çoğu) çocukken izlediğiniz belki de anime olduğunun farkında olmadığınız çizgi filmlerden biri olabilir mi? Evet çizgi film dedim fakat animeyi çizgi film olarak nitelendirirsek haksızlık yapmış oluruz. Çünkü anime sadece çocuklar için değil gençler ve yetişkinler için de içerik üreten bir animasyon türüdür. Üstelik anime üzerine bir şeyler yazmak isteseniz birden fazla kitap çıkaracak kadar malzeme elde edebilirsiniz. Karakterlerin fiziksel özellikleri, fantastik ögelerin işlenişi, metamorfoz ve kimlik karmaşasının animedeki yeri, japon kültürünün animeye yansımaları, kaç farklı türe ayırabileceğiniz vb. gibi sorular animeyi düşünmeye başladığınız ilk zamanlar için merak uyandıracak konular olabilir.

 

Ruhların Kaçışı; Hayao Miyazaki tarafından yazılıp yönetilen, Studio Ghibli yapımı bir japon animesidir. Ruhların Kaçışı’nı diğer animelerden ayıran en büyük fark Oscar kazanmış ilk ve şimdilik tek anime olmasıdır. Film, 75. Akademi Ödülleri’nde o yıl henüz ikinci kez verilecek olan Uzun Metrajlı En İyi Animasyon Oscar’ını 2003’de kazandı. 2016’da ise BBC tarafından 21. yüzyılın En İyi Filmleri listesinde 4. sırada gösterildi.

”Annen ve baban ne kadar yüzsüzmüş.

Misafirlerimin yemeklerini tıpkı bir domuz gibi yediler.”

Film, Chihiro ve ailesinin arabalarıyla yeni taşınacakları eve doğru yol alırlarken kestirme olduğunu düşündükleri bir yola girmeleri ve orada terk edilmiş bir eğlence parkı bulmalarıyla başlasa da asıl hikaye anne ve babasının bu ıssız eğlence parkında esrarengiz bir şekilde açık bir yemek dükkanı bulmaları, sahibinin nerede olduğunu ya da kim olduğunu bilmedikleri halde tezgahtaki yemekleri büyük bir iştahla yemeye başlamaları ve hiç durmaksızın, kabaca yemeye devam etmeleri sonucunda birer domuza dönüşmeleriyle başlar.

”Merak etme Chihiro kredi kartım yanımda.”

İşte her şeyin başladığı o an için söylenen basit bir cümle. Kızı endişe içinde hiçbir şey yemeyeceğini ve hemen gitmek istediğini söylerken ona bu cevabı veren Chihiro’nun babası sonucun bu şekilde olacağını bilseydi kredi kartına bu kadar güvenir miydi? İşte Hayao Miyazaki’den güzel bir mesaj; bu kadar görgüsüz ve aç gözlü olmayın! Neyse, biz hikayenin tadını da kaçırmamaya özen göstererek filmimizden bahsetmeye geri dönelim. Chihiro anne ve babasının o halini başta kabul edemese de onları ve kendisini kurtarmak için hiç bilmediği büyülü ve gizemli bir yerde daha önce hiç tecrübe etmediği maceralara atılmak zorunda kalır. Orada tanıştığı ilk kişi olan Haku ona bu macerasında hayat kurtaracak yardımlarda bulunur.

Chihiro’nun bu içine yeni dahil olduğu dünyaya kabul edilmek için öğrenmesi gereken şeyler vardır. O şeylerden ilki; karşısında gördüğü bu buharı tüten, 8 milyon tanrıya hamam hizmetinde bulunan garip, kırmızı binanın patronu ve aynı zamanda da bir cadı olan Yubaba’yı kendisiyle iş anlaşması imzalamaya ikna etmek zorunda olduğu gerçeğidir. Chihiro kararlılıkla Yubaba’yla iş anlaşmasını gerçekleştirir fakat kendi isminden ödün vermesi gerekmiştir. Yeni adıyla Sen, kendi gerçek adını hatırlayamayan Haku’dan ismini asla unutmaması gerektiğini ve eğer unutursa gerçek hayatını bir daha hayırlayamayacağını sonrasında da sonsuza kadar burada yaşamak zorunda kalacağını öğrenir ve bu uyarıyı güzelce beyninin bir köşesine not eder. Sen (Chihiro), en başta insan olduğu için hamamda çalışan diğer işçiler tarafında anlayışla karşılanmasa da zamanla her birinin saygısını ve sevgisini kazanmayı bilir. Kötü bir cadı olarak düşündüğümüz Yubaba’nın bile. Filmin en sonunda ise sizin de  tahmin edebileceğiniz gibi Chihiro hem kendisini ve ailesini kurtarır hem de Haku’ya gerçek adını hatırlatır.

Bu yazıda okumadığınız ve büyük keyif alacağınıza inandığım bir dolu macerayı izlemek artık sizin sorumluluğunuzda sevgili okur. Ben size Miyazaki’nin bu filmde tırnak işareti içine aldığı birkaç kavramdan bahsedeyim;

Filmin daha en başında karşılaştığınız ”aç gözlülük” kavramı devam eden sahnelerde de yine karşınıza çıkmaya devam edecek. Aynı zamanda Chihiro ile tam tersi ”elindeki kadarıyla yetinmek” ne sonuçlar doğuracak ona da şahit olacaksınız. Bir ipucu daha vermiş olacağım ama Kötü Koku Tanrısı’nın (hatta en kötü kokanı) hamamda temzilenmek için geldiği sahnede de bir adet ”çevreyi koru” önerisi kucağınıza düşüverecek. Yubaba’dan ”aşırı korumacı” olmanın birilerinin hayatını yaşamasına engel olmak anlamına geldiğini, Kamaji’den ( sekiz kollu bir hamam çalışanı) ”çalışkanlık” ve ”yardım severlik” öğreneceksiniz. Her şeyin ötesinde ”gerçek sevgi” ve ”fedakârlık” nedir onu tatacaksınız. Domuza dönüşme sahnesine geri dönecek olursak da Miyazaki’den ”tüketim kültürü’nün” önlenemez bir hâl aldığına ve çığ gibi büyüyen toplumsal bir sıkıntı haline geldiğine dair bir uyarı çanı niteliğinde ”kredi kartına güvenme” mesajı alacaksınız.

Bütün bu anlattıklarımın dışında bu filmin alt metninde benim de henüz bilmediğim Japon kültürüne ait başka ögeler olduğuna eminim.

Her birinizin izlemesini umut eder, film hakkındaki yorumlarınızı duymayı çok isterim.

Ve son olarak;

Anime severlere benden kısacık bir mektup.

Sevgili anime izleyicisi,

İnsanların animeler için sizin hissettiklerinizi hissetmediğini biliyorum. Büyük çoğunluğunuzun bu hobinizi gizli tutmayı daha mantıklı bulduğunu da. Bizi sizden mahrum bırakmayın. Bize güzel anime filmleri ve dizileri tavsiye edin.

Sevgiler.

 

Ne düşünüyorsun ?

12 puan
Artı oy Eksi oy

Bir cevap yazın

Hoşsohbet Parkı

Kralın şarabı