in ,

Kaldırım Serçesi: Edith Piaf’ın Zorlu Fakat Unutulmaz Yaşam Hikayesi

Fransa Kaldırımlarının Hüzün Sesli Serçesi: Édith Piaf La Môme

Biyografi türündeki filmlerin çok sevdiğim bir özelliği vardır. Aslında belgeseldirler fakat izlerken belgesel olduklarını hissettirmezler. Onlar hakkında hep tarihin kayda alınmış tekerrürü diye düşünürüm.
Kurmaca filmler ise sizi filmin içine davet eder; gerçek olmayan kahramanların oynadığı, gerçek olmayan hikâyelerin içine. En önemli amaçları kendinizi ana karakterin yerinde hissetmenizdir. Ana karakter siz olur, onun üzüntüsüne üzülür, başarısına sevinir, neşesine ortak olursunuz. Film ne kadar fantastik olursa olsun. Aksiyonu sizi ne kadar aşarsa aşsın, isterse uzayın en uzak köşesinde olsun. Ana karakter sizsinizdir ve kendinizi onun yerine koyduğunuz için de gururlusunuzdur. Eğer filmin bir parçası olursanız onu anlamak daha kolay olduğu gibi etkisi de daha büyük olur. Kahramanın yaptıklarından son derece memnun olursunuz çünkü onu anlarsınız. Biyografik bir filmde bu bahsettiklerimi gerçekleştirmek çok daha kolay ve olağandır. Çünkü bu film zaten daha önce dünyanın herhangi bir yerinde oynanmıştır. Herhangi bir zamanda yaşanmıştır. Çünkü bu film gerçek bir hikâyeyi anlatır. Bizden birini anlatır.
Sevgili Edith Piaf o hayatlardan birini yıllar önce yaşadı. 1915’de hayata gözlerini açtığında nasıl bir dramın içine düşeceğini o da herkes gibi bilmiyordu tabi. Ama yine de başka bir hayatı tercih etme şansı olsa bu şansını kullanmak isteyeceğini pek sanmıyorum. Orijinal adı ‘La Môme’ (‘La Vie En Rose’ olarak da karşınıza çıkar) olan Türkçeye ‘Kaldırım Serçesi’ olarak çevrilmiş o mükemmel filmi izlediğinizde bana hak vereceğinize eminim.

‘‘Bir kadına öğüt verecek olsaydınız, bu ne olurdu?
Sev.
Bir genç kıza?
Sev.
Peki, bir çocuğa?
Sev. ’’

Onunla yapılmış son röportajda sorulanlara bu cevapları verdi Edith Piaf. Hayatı boyunca çektiği bütün acılara, bütün çileye rağmen ‘Sev’ dedi.

‘’Geceyi sever misiniz?
Evet. Ama aydınlıksa.’’

Bir serçenin yüreği verdi bu cevabı yine sorular soran o gazeteciye. Zorlukla geçen bir hayatı tozpembe hatırlayabilecek bir serçenin yüreği. Hayatı kaldırım kenarlarında öğrenen, küçük kalbindeki ürkekliğini görmezden gelebilen, dünyanın en özel serçelerinden birinin yüreği.

‘’Dua eder misiniz?
Elbette. Çünkü aşka inanıyorum.’’

Edith Piaf bu röportajı verdiğinde yaşadığı en büyük aşkı kaybetmenin acısını tatmıştı. Ama aşk sadece birine beslediğimiz bir şey değildir. Edith Piaf aşkını sadece bindiği uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden dünya şampiyonu boksör Marcel Cerdan’a beslemedi. O müziğe de âşıktı. Hem de her şeyden çok. O küçük ve cılız bedene o mükemmel ses boş yere bahşedilmemişti. Sesine aşkla bağlandı, aşkla söyledi. Aşkla dua etmeyi de hiç eksik etmedi. Yaşadığı her şeyi kabul ederek yaşadı Edith Piaf. Bizim bugün vah vah diyeceğimiz kötü anılarını kalbinin bir köşesinde sevgiyle sakladı.

‘’Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim
Bana yapılan iyilikten de kötülükten de
Benim için hepsi aynı
Hayır, hiçbir şeyden pişman değilim
Ödendi, süpürüldü, unutuldu
Geçmiş umurumda değil’’

Annesi tıpkı onun gibi kaldırımlarda şarkı söyleyerek para kazanan bir kadındı. Daha çok kazanmak ve ünlü olabilmek için onu terk etti. Kısa bir süre anneannesiyle kötü şartlarda yaşadı. Daha sonra babası tarafından belli bir süre bakılması için genelev işletmecisi babaannesinin yanına bırakıldı. Orada gözleri mikrop kaptığı için haftalarca göremedi. Kör kalmakla burun buruna geldi. Babası sirklerde gösteriler yapan bir akrobattı. Ve bir gün geri döndüğünde onunla birlikte önce sirklerde, ardından da sokak köşelerinde babasının akrobasi gösterisinin ardından çıkıp şarkı söyleyerek para kazanmaya başladı. 17 yaşında ilk ve tek çocuğunu doğurdu. 2 yaşına geldiğinde kızı Marcella’yı menenjitten kaybetti. Bir gün aynı babadan olan kardeşi Simone ile bir kaldırım köşesinde şarkı söylerken keşfedildi. Kaldırım Serçesi olarak sahnelere giriş yaptı. Bir süre sonra onu keşfeden Louis Leplêe öldürüldü. Kaldırım serçesi de şüpheliydi ve sorgulandı. Bu olay nedeniyle ortamından dışlandı. Raymond Asso’nun yardımıyla çok çalışarak bu sefer sahnelere Edith Piaf olarak geri döndü. Yeteneğiyle popülaritesi git gide yükselti. İnsanlar onu dinleyebilmek için salonları son koltuğa kadar doldurdu. Sonra bir gün evli ve 3 çocuk babası Marcel Cerdan’a âşık oldu. İkisi de birbirine deli gibi âşıktı. Edith Piaf New York’ta olduğu bir zamanda onu yanına gelmesi için ikna etti. Fakat Marcel Cerdan onun yanına gelmek için bindiği uçağın düşmesi sonucunda hayatını kaybetti. Edith Piaf olanları öğrendiğinde yıkıldı. Alkol, ağrı kesici ve morfinin bağımlısı haline geldi. Ardından yaptığı bir trafik kazasında omuriliğinden yara aldı ve ömrünün geri kalanında yarı kambur bir bedende yaşamak zorunda kaldı. Bir süre sonra da karaciğer kanserine yakalandı. Bütün bu yaşadıklarına rağmen Edith Piaf yukarıdaki satırlarda sözlerini okuduğunuz ‘Non, je ne regrette rien’ şarkısını ilk kez duyduğunda ‘işte bu benim, bu şarkı beni anlatıyor’ diyerek şarkıyı aldı ve bütün ruhunu katarak o şarkıyı okudu. Filmde sizin de ‘işte bu şarkı benim’ diyebileceğiniz birçok Edith Piaf şarkısı dinleyebilirsiniz. Filmi sırf şarkıları dinlemek için bile izleyebilirsiniz.
Ve izlediğinizde yönetmen Olivier Dahan’ın o küçük kaldırım serçesinin hayatını; Edith Piaf olmadan öncesi ve sonrası olarak nasıl ikiye ayırdığını, sizi nasıl çapraz ateşe tuttuğunu keşfedeceksiniz. O, yaşadıkları ve yaşattıklarıyla vurucu bir kadındı. Bu sebeple onu dümdüz bir anlatımla anlatamazdınız. Filmin neden kronolojik bir sırayla gitmediğini izlediğinizde ve onu tanıdığınızda çok daha iyi anlayacaksınız. Hiçbir kamera açısının, hiçbir çerçevenin sizi rahatsız etmeyeceğinin güvencesini verebilirim. Makyaj ve kostümde ne kadar başarılı bir iş çıkardıklarını aldıkları ödülleri -izleyici için ödülün bir değeri olmasa da- kontrol ederek de anlayabilirsiniz. Gerçekten mükemmel bir iş çıkarmışlar. Özellikle Edith Piaf’ın son günlerini anlattıkları sahneleri izlediğinizde hayran kalacağınıza neredeyse eminim.
Tabi söz mükemmelliğe geldiyse sevgili Marion Cotillard’dan bahsetmek için de uygun zaman gelmiş demektir. ‘2 saatliğine Edith Piaf hayata dönüyor sanki’ desem çok demiş olur muydum? Hayır, çok olmazdı. Çünkü bu rol Marion Cotillard’a Oscar kazanma şansı da tanıdı. O gece o ödülü alırken Edith Piaf’ta orada olsaydı eğer o da kalkar ayağa alkışlardı, eminim. Hayran kalmamak gerçekten elde değildi.

Ve en nihayetinde size kötü haber. Edith Piaf’ı 47 yaşındayken 10 Ekim 1963’de karaciğer kanserinden kaybettik. O, sanatın en kaba halinin ortasına doğdu. Anne ve babası da birer sanatçıydı, evet fakat sanatta estetik vardır, duygu vardır. Para kazanmak için onu araç yaparsanız değeri ölçülebilirdir. Edith Piaf onlardan farklı olarak kendisini geliştirdi, eğitti. Dilindeki yabanilikten kurtuldu. Muzip bir kuğuya dönüştü ve öyle de aramızdan ayrıldı. Ama tabi o harika sesinden duyduğumuz harika şarkıları hala bizimle. Olivier Dahan’ın yönetmenliğini yaptığı ve Marion Cotillard’ın 2 saatliğine Edith Piaf oluşuyla hayat bulan efsanevi hikâyesiyle ‘Kaldırım Serçesi’ filmi de öyle. Edith Piaf’ın kaba olmaktan çıkıp muzip bir gence, muhteşem bir şarkıcıya dönüşmesini keşfetmek ve keyifle bir film izlemek isterseniz buyurun iyi seyirler.
Bu filmi en çok da ‘hayatımı anlatsam filmini çekerlerdi’ diyenlere izletmenizi tavsiye ederim. Nasıl bir hayat film olurmuş görsünler öyle değil mi?
Ek bir bilgi olsun diye; sonradan öğrendiğime göre Edith Piaf’ın üvey kardeşi Simone Berteaut ‘Kaldırım Serçesi Edith Piaf’ isimli bir kitap yazmış. Meraklı okurlara tavsiye ederim.

Ve son olarak;

EDİTH PİAF’A -ELİNE HİÇ ULAŞAMAYACAK- KISACIK BİR MEKTUP

Sevgili Edith Piaf,
Bütün zorluklara karşı ayakta kalabildiğiniz ve bizim için müthiş şarkılar seslendirdiğiniz için teşekkür ederim. Her koşulda ‘Sev’ diyebildiğiniz, hiçbir şeyden pişman olmadığınız ve geçmişi süpürüp yeniden başlamayı öğütlediğiniz için teşekkür ederim. Şarkılarınızı hep dinliyorum.
O zamanlar iyi ki vardınız. İyi ki şarkılar söylediniz. Sevgim daima sizinle.
Bir hayranınız.

Ne düşünüyorsun ?

4 puan
Artı oy Eksi oy

One Ping

  1. Pingback:

Bir cevap yazın

İçimdeki izlerin derin

Döngü